وَقَالُوا۟ مَا هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَآ إِلَّا ٱلدَّهْرُ وَمَا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
"Dediler ki: Hayat, ancak şu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak dehr helâk eder. Oysa bunun hakkında hiçbir bilgileri yoktur; onlar sadece zannediyorlar."
1. Hayat yalnızca budur — başka bir hayat yok 2. Ölürüz ve yaşarız — nesiller değişir 3. Bizi ancak dehr helâk eder — sebep zamandır
Ve cevap, iddianın içeriğine değil, dayanağına veriliyor: ve mâ lehüm bi-zâlike min ilm — "bu konuda bilgileri yok."
Bu, sûrenin en açık yöntem gözlemidir ve kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, "yanılıyorsunuz" demiyor; "bunu bilerek söylemiyorsunuz" diyor. Yani karşı tarafın iddiası bir bilgi iddiası olarak ele alınıyor ve o sıfat elinden alınıyor.
İn hüm illâ yezunnûn — "sadece zannediyorlar." Zann ile ilm arasındaki karşıtlık, sûrenin baştan beri kurduğu eksendir: 4. ayette yûkınûn (kesin bilenler), 5'te ya'kılûn, 20'de yûkınûn, burada yezunnûn.
Kelime "uzun zaman, sürüp giden çağ" demektir. Kök İnsân 76/1'de (hel etâ ale'l-insâni hînün mine'd-dehr) işlendi. Tekrarlamıyorum.
Buraya ait olan şu: kelime orada bir süre olarak geçiyordu, burada bir fail olarak anılıyor — "bizi helâk eden".
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: iddia, ölümü inkâr etmiyor; ölümü zamana fatura ediyor. Yani gözlemlenen olgu (herkes ölür) doğru; ona verilen sebep sorgulanıyor. Bu, sûrenin ilk bloğundaki delil listesiyle aynı yerde buluşuyor: gece-gündüzün değişmesi orada âyet diye anılmıştı; burada aynı işleyiş fail sayılıyor.