وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
"Âyetlerimiz onlara apaçık okunduğunda, tek delilleri şunu demek olur: 'Doğru söylüyorsanız atalarımızı getirin!'"
Cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: ayet, söylenen sözü hüccet (delil) diye adlandırıyor — ve illâ ile sınırlıyor: başka delilleri yok.
حُجَّة — kök ح-ج-ج: bir hedefe yönelmek, kastetmek; ve karşı tarafı bağlayan söz. Kelimenin "delil" anlamı, tartışmada karşı tarafı bir yere sürüklemesinden gelir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, söylenen şeyin delil olmadığını söyleyerek başlamıyor; onu delil sayıp öyle aktarıyor, ve zayıflığı okuyanın önüne bırakıyor. Talep şudur: ölmüş atalar şimdi geri getirilsin.
Bu talep, Ahkāf 46/17'de aynı biçimde geçmişti (fe'tû bi-âbâinâ in küntüm sâdikīn) ve orada işlendi: itiraz, en zor örneği seçerek kuruluyor.
قُلِ ٱللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ — ve cevap, talebi yerine getirmiyor: sırayı hatırlatıyor.
Üç fiil, sümme ile bağlanmış: diriltir → öldürür → toplar. Arapçada sümme aralık bildirir; yani üç fiil arasında zaman var. Talep edilen şey (şimdi getir) ile bildirilen şey (belirlenmiş vakitte toplanır) arasındaki fark, tam olarak bu edattadır.
Vâkıa 56/49-50'de aynı cevap aynı kelimeyle verilmişti (le-mecmûûne ilâ mîkāti yevmin ma'lûm) ve orada işlendi: toplanma bir yere değil, bir vakte bağlanıyor.