فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِى رَحْمَتِهِۦ · وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَفَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱسْتَكْبَرْتُمْ
"İman edip sâlih amel işleyenleri Rableri rahmetine koyar… İnkâr edenlere ise: 'Âyetlerim size okunmuyor muydu? Siz büyüklendiniz.'"
| Grup | Karşılık | Nasıl anlatılıyor |
|---|---|---|
| İman edip amel edenler | Fî rahmetih — rahmetine koyar | Haber cümlesi |
| İnkâr edenler | E-fe-lem tekün âyâtî tütlâ aleyküm | Soru cümlesi |
İkinci gruba hüküm bildirilmiyor — soru soruluyor. Ve sorunun içeriği bir bilgi sorusu değil: "okunmuyor muydu?"
Bu, sûrenin sekizinci ayetiyle birebir örtüşüyor: orada tip yesmeu âyâtillâhi tütlâ aleyhi sümme yusırru müstekbiran diye tarif edilmişti. Burada aynı iki unsur geri dönüyor: okunma ve büyüklenme.
Yirmi üç ayet arayla aynı iki kelime, biri üçüncü şahısla biri ikinci şahısla. Bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır ve hesabın, sûrenin başında yapılan teşhisle birebir aynı kelimelerle kurulduğunu gösteriyor.
فِى رَحْمَتِهِۦ ifadesi de kaydedilmeye değer: karşılık bir mekân adıyla değil, bir sıfatla anılıyor — rahmetin içine koymak. Vâkıa'de cennet tasvirlerinin nesne nesne sayıldığı yerlerle karşılaştırıldığında, buradaki anlatımın soyut kalması bir tercihtir.