وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِى مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
"Size 'Allah'ın vaadi gerçektir, kıyamette şüphe yoktur' dendiğinde, 'Kıyamet nedir bilmiyoruz; sadece bir zan besliyoruz, kesin bilenler değiliz' demiştiniz."
Ayetin aktardığı sözde dikkat çekici olan şudur: karşı taraf kendi konumunu doğru tarif ediyor. İn nezunnü illâ zannen ve mâ nahnü bi-müstaykınîn — "zannediyoruz, kesin bilmiyoruz."
| Ayet | Kim söylüyor | Ne |
|---|---|---|
| 24 | Metin — onlar hakkında | İn hüm illâ yezunnûn |
| 32 | Kendileri — kendileri hakkında | İn nezunnü illâ zannâ |
Kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre boyunca sürdürülen bilgi tartışması burada kapanıyor. Karşı taraf, kesin bilgiye sahip olmadığını kendisi söylüyor; ama buna rağmen kesin bir hüküm veriyor (mâ hiye illâ hayâtüne'd-dünyâ — 24). Ayetin gösterdiği tutarsızlık budur: zan üzerinden mutlak hüküm.
وَقِيلَ ٱلْيَوْمَ نَنسَىٰكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا — "bugün sizi unutuyoruz, tıpkı sizin bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi."
Fiil karşılıklı kuruluyor ve kemâ (gibi) edatıyla eşitleniyor. Klasik tefsirlerde buradaki nisyânın terk etme, ilgilenmeme anlamında olduğu, Allah hakkında unutmanın söz konusu olmadığı kaydedilir. Bu kaydı düşüyorum; dizinde benzer ifadelerde korunan tenzih hassasiyeti burada da geçerlidir.