إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسْتَقَٰمُوا۟ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
"Şüphesiz 'Rabbimiz Allah'tır' deyip sonra dosdoğru olanlara korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de."
Arapçada sümme, fâdan farklı olarak arada bir mesafe bildirir. Yani söz ile istikamet arasında bir zaman var: söylemek bir anda olur, doğru durmak sürer.
ٱسْتَقَٰمُوا۟ — X. bâb, kök ق-و-م: dosdoğru durmak, eğrilmeden devam etmek. Kökün kayyûm ile ilişkisi Bakara 2/255 bölümünde işlendi: ayakta durmak ve ayakta tutmak.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet iki şart koyuyor ve ikincisi zamana yayılıyor. Sûrenin geri kalanında anlatılacak olan da budur: Âd kavmi bir bulut gördüğünde (24), insan kırk yaşına vardığında (15), cinler bir metin duyduğunda (29) — hepsi ilk anın ötesinde ne yapıldığıyla ilgilidir.
فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ — bu terkip Kur'an'da birçok yerde geçer ve iki zaman yönünü kapatır: havf geleceğe, hüzn geçmişe aittir. Yani ne önde bekleyen ne arkada kalan.