وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ
"Allah şöyle diyecek: 'Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara, Allah'ı bırakıp beni ve annemi iki tanrı edinin, diyen sen misin?' O da: 'Seni tenzih ederim; hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz' diyecek."
Cümle bir soru cümlesidir ve öznesi öne alınmıştır: e-ente kulte. Dilciler bu takdimin tahsis bildirdiğini kaydeder: "bunu söyleyen sen misin?"
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: soru, iddianın içeriğini değil kaynağını araştırıyor — ve böylece iddia ile kişi arasındaki bağ koparılıyor.
| Basamak | İfade |
|---|---|
| 1 | Sübhânek — tenzih |
| 2 | Mâ yekûnü lî en ekūle mâ leyse lî bi-hakk — yetki reddi |
| 3 | İn küntü kultühû fe-kad alimteh — bilgiye havale |
| 4 | Ta'lemü mâ fî nefsî ve lâ a'lemü mâ fî nefsik — asimetri |
Dördüncü basamak kaydedilmelidir: cümle bir karşılıklılık kurmuyor — bilgi tek yönlüdür. Ve bu, 5/109'daki lâ ilme lenâ ile aynı kabuldür.
Ve söylenen şey naklediliyor — ve bu cümle, sûrede ikinci kez geçiyor: 5/72'de de i'büdüllâhe rabbî ve rabbeküm vardı.
Kırk beş ayet arayla aynı cümle iki kez — biri hükmün karşı delili olarak, öteki hesabın cevabı olarak. Bu tekrar metinden doğrulanabilir.
وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ ۖ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِى كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ
Teveffî (و-ف-ي) kelimesinin buradaki anlamı üzerinde müfessirler ayrılır — kökün asıl anlamı "tam olarak almak, eksiksiz teslim almak"tır ve Âl-i İmrân 3/55 ile Nisâ 4/157-158 bağlamında tartışılmıştır. Bu tefsirde tercih yapılmıyor.
5/118 — إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ ۖ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
| Şart | Gerekçe |
|---|---|
| İn tuazzibhüm | Fe-innehüm ıbâdük — onlar senin kullarındır |
| Ve in tağfir lehüm | Fe-inneke ente'l-azîzü'l-hakîm |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı beklenen kalıptan sapmadır: cümlenin ikinci yarısında beklenen isim çifti el-Ğafûru'r-Rahîm olurdu. Onun yerine el-Azîzü'l-Hakîm geliyor.
Yani bağışlama, zayıflık olarak değil, üstünlük ve hikmet olarak adlandırılıyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir seçimdir ve klasik tefsirde de dikkat çekilen bir noktadır.
Ve ilk yarıda da aynı incelik vardır: azap ihtimali için verilen gerekçe innehüm ıbâdüktür — yani suç sayımı değil, mülkiyet.