Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Mâide 14. ayet

Kur'an · 5. sûre: Mâide · 14. ayet

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

5/14

وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰٓ أَخَذْنَا مِيثَٰقَهُمْ فَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَاوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ

Ve mine'llezîne kālû innâ nasârâ ehaznâ mîsâkahüm fe-nesû hazzan mimmâ zükkirû bih · Fe-ağraynâ beynehümü'l-adâvete ve'l-bağdâe ilâ yevmi'l-kıyâmeh · Ve sevfe yünebbiühümü'llâhu bimâ kânû yasneûn

"'Biz nasârâyız' diyenlerden de söz almıştık; onlar da kendilerine hatırlatılanın bir kısmını unuttular. Biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin bıraktık. Allah, yapmakta olduklarını onlara bildirecektir."

Cümlenin ilk kelimesi: مِنَ

Ayet ve mine'llezîne kālû ile başlıyor. Buradaki min teb'îz (bir kısmını bildirme) içindir ve klasik tefsirlerde bu böyle kaydedilir.

Yani cümle "nasârâ olanlardan söz aldık" değil, "'biz nasârâyız' diyenlerin bir kısmından söz aldık" biçiminde kurulmuştur. Bölme, cümlenin ilk harfindedir.

Bu, bir önceki ayetteki illâ kalîlen minhüm kaydının kardeşidir. İki ayet de kendi hükmünü kendi içinde sınırlıyor.

إِنَّا نَصَٰرَىٰ — kendi adlandırma

Ayet "nasârâdan" demiyor; "biz nasârâyız" diyenlerden diyor. Yani adlandırma, ayetin koyduğu bir ad olarak değil, grubun kendi beyanı olarak aktarılıyor.

نَصَارَىٰ — kök ن-ص-ر: yardım etmek. Kök Fetih, Saff ve Hac'de işlendi. Oraya dayanıyorum.

Kelimenin kökeni konusunda dilciler birleşmez ve ihtilafı olduğu gibi aktarıyorum:

Görüşİzah
BirinciKelime ن-ص-ر kökündendir: "yardım edenler". Sûrenin ilerleyen bölümünde bu bağ metnin kendisi tarafından kurulur — men ensârî ilallâh … nahnu ensâru'llâh (Saff 61/14)
İkinciKelime bir yer adından gelir (Nâsıra); Arapçaya nispet olarak girmiştir
Üçüncüİki izah birleştirilebilir; ses benzerliği yer adının Arapçada bu kökle ilişkilendirilmesini kolaylaştırmıştır

Tercih dayatmıyorum ve bir etimoloji hükmü kurmuyorum.

فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَاوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ

أَغْرَيْنَا — kök غ-ر-و/غ-ر-ي: yapıştırmak. Ğırâ — tutkal, zamk. İğrâ (IV. bâb) — bir şeyi başka bir şeye yapıştırmak; ve buradan kışkırtmak, birbirine düşürmek.

Kelimenin somut anlamı imgeyi çok net veriyor: düşmanlık, aralarına yapıştırılıyor. Sökülmesi zor bir şey hâline geliyor.

Ve terkip dikkat çekicidir: beynehüm — "aralarına". Düşmanlık dışarıya değil, kendi içlerine konuyor.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı edatın kendisidir: ayet, sözü unutmanın sonucunu dış bir ceza olarak değil, iç bir bölünme olarak resmediyor. Ortak bir bağ gevşediğinde, ortaya çıkan boşluğu iç çekişme dolduruyor.

عَدَاوَة ve بَغْضَآء farkı: adâvet (ع-د-و) — sınırı aşma, düşmanca davranış; bağdâ' (ب-غ-ض) — buğz, iç nefret. Biri dışa vuran, öteki içeride duran. Kök ب-غ-ض Mümtehine 60/4'te işlendi.

İki kelimenin ikisi birden sayılıyor: hem davranış hem duygu.

Bir kayıt

Bu ayetten bir topluluk hakkında sürekli ve toptan bir hüküm çıkarılamaz — bunu açıkça yazıyorum, çünkü ayet böyle okunmaya elverişli değildir:

  • Cümle teb'îz edatıyla başlıyor (min).
  • Sebep, kimliğe değil bir fiile bağlanıyor (fe-nesû).
  • Ve sûre, kırk sekiz ayet sonra, aynı grubun içinden en yakın duranlardan söz edecektir (5/82-85), üstelik orada da gerekçe vasfa bağlanacaktır.

Metni bir bütün olarak okumak, iki ayeti de yerinde tutmayı gerektirir.

وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ — ve nihai bildirim geleceğe bırakılıyor. ن-ب-أ kökü: önemli, faydalı haber. Fiilin II. bâbda gelmesi (yünebbiü) haberin ayrıntılı verileceğini bildirir. Yani hüküm burada değil orada verilecek; ayet bunu kendisi söylüyor.


Bu bölümde çözümlenen kökler

ن-ص-ر

Mâide sûresinin tamamı