يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍ ۚ قَدْ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٌ وَكِتَٰبٌ مُّبِينٌ · يَهْدِى بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَٰمِ
Yâ ehle'l-kitâbi kad câeküm rasûlünâ yübeyyinü leküm kesîran mimmâ küntüm tuhfûne mine'l-kitâbi ve ya'fû an kesîr · Kad câeküm mina'llâhi nûrun ve kitâbün mübîn · Yehdî bihi'llâhu meni'ttebea rıdvânehû sübüle's-selâmi ve yuhricühüm mine'z-zulümâti ile'n-nûri bi-iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın müstakīm
"Ey kitap ehli! Elçimiz size geldi; kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklıyor, çoğunu da geçiyor. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. Allah, kendi hoşnutluğunun ardından gidenleri onunla esenlik yollarına iletir; onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola iletir."
Ayetin en dikkat çekici yeri, aynı nesne hakkında iki zıt fiilin kullanılmasıdır ve ikisinde de aynı kelime var: kesîran / kesîr (çoğunu).
ع-ف-و kökü iki ayet önce (5/13) affetme anlamında geçmişti; burada "üzerinde durmama, açmama" anlamında geliyor. Kökün asıl anlamı — izi silmek — iki kullanımı da açıklar.
Kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki fiilin yan yana konmasıdır: açıklama işi seçmelidir. Her gizlenenin ortaya dökülmesi, bir tebliğin değil bir hesaplaşmanın işidir. Ayet, elçinin ne yaptığını anlatırken neyi yapmadığını da anlatıyor.
Ve bu, sûrenin 13. ayetindeki fa'fu anhüm va'sfah emrinin uygulanmış hâlidir. İki ayet arasında dört ayet var ve ikinci ayet birinciyi tekrar ediyor.
| Görüş | Nûr nedir |
|---|---|
| Birinci | Kur'an'ın kendisi; iki kelime aynı şeyi anlatır (atf-ı tefsîrî) |
| İkinci | Elçinin kendisi nûr, getirdiği kitâb |
| Üçüncü | Nûr genel hidayet, kitâb somut metin |
Bu ayrım Kur'an'da tutarlıdır ve dizinde daha önce kaydedildi. Bakara 2/257'de kaydedilen gözlem şuydu: karanlıklar çoğul, nur tekildir. Aynı yapı burada yollar için işliyor.
Ve iki kelime arasındaki fark dilcilerce şöyle verilir: sebîl, gidilen herhangi bir yol; sırât, geniş ve doğrudan giden ana yol. Fâtiha'de sırât kelimesi işlendi; oraya dayanıyorum.
Kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki kelimenin aynı ayette bulunmasıdır: esenliğe götüren yollar çoktur, gidilen istikamet tektir. Çokluk yöntemdedir, teklik yöndedir.
Ve aynı ayette iki kez hidayet fiili geçiyor (yehdî bihi'llâh … ve yehdîhim). Birincinin nesnesi yollar, ikincinin nesnesi yön. Fiil aynı, varılan yer farklı.
بِإِذْنِهِ — ve çıkarma fiili bir kayıtla geliyor: izinle. Kelime Fetih'de ve İbrâhim 14/1'de (li-tuhrice'n-nâse mine'z-zulümâti ile'n-nûri bi-izni rabbihim) işlendi; aynı terkip orada da vardır. Oraya dayanıyorum.