هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ مَّنْ خَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ وَجَآءَ بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ
"İşte size vaad edilen budur: çokça dönen ve koruyan herkes için. — Görmediği hâlde Rahmân'dan çekinen ve yönelmiş bir kalple gelen kimse için."
Ama burada fiil olumlu tarafta: tûadûn — "size vaad edilen". Aynı kök, on dördüncü ve yirminci ayetlerde tehdit için, burada vaad için kullanılıyor.
Bu, kökün Arapçadaki doğal ikiliğidir: va'd (iyi vaad) ve vaîd (tehdit) aynı kökten gelir. Kur'an, ikisini de aynı kökle adlandırarak bir şey söylüyor: verilen söz, hangi yönde olursa olsun, aynı türden bir bağdır.
Dönmek, geri gelmek. Evb — dönüş; iyâb — dönüş (Kur'an'da: inne ileynâ iyâbehum — Ğâşiye 88/25).
Evvâb, fa''âl veznindedir: çokça dönen. Bürûc bahsinde kaydedildiği gibi bu vezin çokluk ve süreklilik bildirir.
Otuz ikinci ayette aynı kelime, bu sefer insan için: li-külli evvâbin hafîz — "her dönen ve koruyan için."
| Görüş | Neyi koruyor |
|---|---|
| Allah'ın sınırlarını | Emir ve yasakları gözetir |
| Ahdini | Verdiği sözü tutar |
| Kendi günahlarını | Yaptığını unutmaz, hesabını tutar |
| Nefsini | Kendini haramdan korur |
Ve bir gözlem eklemek istiyorum, kendi okumam olarak: üçüncü görüş, dördüncü ayetteki tekrarla ilginç biçimde uyuşuyor. Orada kayıt tutan bir kitap vardı; burada kayıt tutan bir insan. İkisi de hafîz.
| havf | haşyet | |
|---|---|---|
| Kaynağı | Tehlikenin kendisi | Korkulanın büyüklüğü |
| Türü | Kaçma tepkisi | Saygıyla karışık çekinme |
| Bilgiyle ilgisi | Şart değil | Bilgi gerektirir |
Kur'an bu ayrımı destekleyen bir ifade kullanır: "Kulları içinden ancak âlimler Allah'tan haşyet duyar" (Fâtır 35/28).
Bu, kendi okumam olarak kaydedeceğim bir ayrıntıdır ve söylediği şey şudur: burada tarif edilen hâl, cezadan korkmak değil. Bir cömertliğin karşısında duyulan çekingenlik.
بِٱلْغَيْب — "gıyaben", "görmediği hâlde". Kök: غ-ي-ب. Gizli olmak, gözden kaybolmak. Ğaybet — yokluk; ğıybet — arkadan konuşmak (kişinin gıyabında).
İnfitâr bahsinde bu ayet zaten anılmıştı ve orada şu bağlamda kullanılmıştı: davranışın görülmediği durumun ortadan kalkması ve buradan doğan tutarlılık talebi.
Ve ifadenin ne söylediği açıktır: görüldüğünde davranmak kolaydır. Ölçü, görülmediğinde ne yapıldığıdır.
مُنِيب — kök ن-و-ب. Sekizinci ayette işlendi ve orada kaydedilmişti: "kökün merkezinde tekrar var […] münîb, 'inanan' değil, 'dönen'dir."
| Ayet | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 8 | li-külli abdin münîb | Delili görebilen kişinin şartı |
| 33 | bi-kalbin münîb | Cennete gelen kişinin sıfatı |
Ve arada bir fark var: sekizinci ayette münîb olan kuldu (abdin münîb); otuz üçüncü ayette münîb olan kalp (kalbin münîb).
Bunu kendi okumam olarak veriyorum: yöneliş, kişinin bir davranışından kalbin bir vasfına inmiş. Sûrenin dıştan içe inen hareketi burada da işliyor.
Ve bu, sûrenin başındaki bâ edatıyla bir yankı kuruyor: on altıncı ayette tüvesvisü bihî nefsüh — nefsin fısıldadığı şey. İki yerde de bâ edatı, taşınan bir muhtevayı gösteriyor.