وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
Ve cevap, itirazın kullandığı ölçüyü kullanıyor. İnkârcı mesafe ölçüsüyle konuşmuştu; sûre aynı ölçüyle karşılık veriyor. Tartışma "mümkün mü değil mi" düzleminde değil, "uzak mı yakın mı" düzleminde sürdürülüyor — çünkü zemini karşı taraf seçmişti.
Bu bağı kendi okumam olarak sunuyorum, ama iki kelimenin metindeki varlığı ve aynı kökten olması tartışmasızdır.
Ve bir şey daha var: üçüncü ayette baîd haber olarak geliyordu (bu, uzak bir dönüştür). Burada ğayra baîd — olumsuzlanmış hâlde.
"Yakınlık, yaklaşma. Zülfe — yakınlık, mertebe. […] Ve bu kökten مُزْدَلِفَة — hac menâsikindeki yer adı; yaklaşma yeri. […] Kökte mesafenin kapanması vardır."
"Kalıp: if'âl'in edilgeni — 'yaklaştırıldı'. Yani cennet kendiliğinden yaklaşmıyor; yaklaştırılıyor."
Kāf'a özgü olarak eklenecek olan şudur: Tekvîr'de bu fiil, cehennemin "alevlendirilmesi" ile aynı sahnede geliyordu. Kāf'ta ise cennetin yaklaştırılması, cehennemin "daha var mı?" sorusunun hemen ardından geliyor.
Kelime mansûbdur ve nahivciler bunu farklı çözümler: cennetin hâli ya da üzlifet fiilinin mef'ûlü mutlakı gibi. Anlam farkı doğurmuyor.
Ve ifadenin kendisi bir tekrardır: üzlifet zaten "yaklaştırıldı" demektir; ğayra baîd (uzak değil) bunu bir kez daha söylüyor.
Bu tekrar boş değildir. Arapçada bir fikri hem olumlu hem olumsuz biçimde söylemek (yaklaştırıldı + uzak değil) pekiştirme kurar.
Ama burada ikinci bir işi daha var ve kendi okumam olarak veriyorum: ikinci ifade, üçüncü ayetteki kelimeyi geri getirmek için konmuş görünüyor. Yani tekrar, pekiştirmenin yanında bir atıf işi de yapıyor.
| Cehennem (24, 26) | Cennet (31) | |
|---|---|---|
| Fiil | elkıyâ — atın | üzlifet — yaklaştırıldı |
| Kim hareket ediyor | İnsan — atılıyor | Cennet — yaklaştırılıyor |
| Yön | İçeri, aşağı | Karşıya doğru |