يَوْمَ يَسْمَعُونَ ٱلصَّيْحَةَ بِٱلْحَقِّ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُرُوجِ
Somut anlamı: yüksek sesle bağırmak, haykırmak. Sayha — bir defalık haykırış (fa'le vezni tek seferliği bildirir); sıyâh — bağırma; sâha'd-dîk — horoz öttü.
Kur'an bu kelimeyi helâk sahnelerinde kullanır: Semûd, Medyen ve başka kavimler için "onları sayha yakaladı" denir (Hûd 11/67, 94 gibi).
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: aynı ses, tarihte kavimleri bitirmiş; burada bir başlangıç yapıyor.
Ve ifade dikkat çekicidir: ses "hak ile" işitiliyor. Yani işitme, artık yorumlanabilir bir şey değil. Duyulan şeyin ne olduğu konusunda tartışma kalmıyor.
Sûre, on birinci ayette bir tanım verdi ve kırk ikinci ayette o tanımı bir güne ad olarak yerleştirdi.
| Adım | Ayet | Ne |
|---|---|---|
| 1 | 6-10 | Bakılacak şeyler sıralanıyor |
| 2 | 11 | Ölü toprak diriliyor → kezâlike'l-hurûc |
| 3 | 12-38 | Tarih, ölüm, hesap, cennet-cehennem |
| 4 | 42 | yevmü'l-hurûc — günün adı konuyor |
Ve bu, sûrenin baştan beri kurduğu şeyi tamamlıyor: muhatap "uzak" dediği şeyin adını, kendi tarlasında olup biten şeyin adında bulmuş oluyor.
Bunu kendi okumam olarak sunuyorum; iki kelimenin metindeki yerleri ve aynı kökten olmaları tartışmasızdır.
Bir kayıt daha: hurûc kelimesi "diriliş" (ba's) ya da "yayılma" (neşr) yerine seçilmiş. Ve hurûc, ikisinden de daha somut bir kelimedir: dışarı çıkmak. Yani sûre en soyut olayı, en somut fiille adlandırıyor.