يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا
Yevme temûru's-semâü mevrâ · Ve tesîru'l-cibâlü seyrâ "O gün gök çalkalanır da çalkalanır, ve dağlar yürür de yürür."
| 9. ayet | 10. ayet | |
|---|---|---|
| Fiil | temûru — çalkalanır | tesîru — yürür |
| Özne | es-semâ — gök | el-cibâl — dağlar |
| Mef'ûl-i mutlak | mevrâ | seyrâ |
Mef'ûl-i mutlak, fiilin masdarının pekiştirme için tekrarlanmasıdır; Mürselât bölümünde işlendi. Türkçede "çalkalandıkça çalkalanır" gibi karşılanır.
Ve iki ayette de aynı yapının kullanılması bir eşleştirme kuruyor: gökte olan ile yerde olan, aynı kalıpla anılıyor.
Dikkat: ikisi de etken. Gök çalkalanıyor, dağlar yürüyor — bir şey onlara yapılmıyor, kendileri hareket ediyor.
Ve bu, yeminle karşıtlık kuruyor. Beş yemin duran ve kendisine bir şey yapılmış nesnelere edilmişti (ism-i mef'ûl). Dokuz ve onuncu ayetlerde nesneler hareket ediyor ve etken kalıpta.
| 1-6. ayetler (yemin) | 9-10. ayetler (o gün) | |
|---|---|---|
| Nesneler | Dağ, kitap, ev, tavan, deniz | Gök, dağlar |
| Kalıp | İsm-i mef'ûl — edilgen | Fiil — etken |
| Durum | Duruyor | Hareket ediyor |
Ve bu, yeminin gücünü artırıyor: yemin edilen şeylerin sabitliği tartışılmaz; ve o gün o sabitlik bitecek.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Ama iki bölümün kalıp farkı yukarıda tablo halinde verildi ve metinde açıktır.
- مَارَ — gidip geldi, çalkalandı, dalgalandı.
- مَوْر — bir şeyin hızlı ve düzensiz gidip gelmesi; dalgalanma.
- Ve kökün bir kullanımı: toz ya da suyun dönerek hareket etmesi.
Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer: "O gün gök bir çalkalanışla çalkalanır." Kehf 18/99'daki yemûcü benzer görünse de kökü ayrıdır (م-و-ج, dalga), bu kök değildir. İki kökü karıştırmamak gerekiyor: م-و-ر (çalkalanmak) ve م-و-ج (dalgalanmak) ayrı köklerdir.
Ve göğün "çalkalanması" ne demek? Klasik kaynaklarda birkaç izah nakledilir: yerinden oynaması, dokusunun bozulması, düzeninin dağılması. Bir tercih dayatmıyorum.
Ama şu kaydedilebilir: Kur'an'ın gök için kullandığı kıyamet fiilleri bir örüntü gösteriyor ve bu tefsirde birkaç yerde toplandı — inşakkat (yarıldı, İnşikâk 84/1), furicet (aralandı, Mürselât 77/9), kuşitat (sıyrıldı, Tekvîr 81/11), infetarat (yarıldı, İnfitâr 82/1). Mürselât bölümünde üç yarılma fiili (ferc, fatr, şakk) karşılaştırılmıştı.
ٱلْمَوْر bu listeye ayrı bir şey ekliyor: yarılma değil, çalkalanma. Yani gök parçalanmıyor; kıvamı bozuluyor.
Ve bu, sûrenin beşinci ayetiyle bir karşıtlık kuruyor: orada gök es-sakfü'l-merfû' — yükseltilmiş tavan. Tavanın özelliği düz ve sabit olmasıdır. Çalkalanan bir tavan, tavan olmaktan çıkar.
Kök: س-ي-ر. Yürümek, yol almak. Seyr, seyyâre (yürüyen kafile / gezegen), sîret (bir kişinin yürüyüşü, hayat hikâyesi) aynı kökten.
Kâria bölümünde Kur'an'ın dağlar için kullandığı kıyamet tasvirleri tablo halinde verilmiş ve bu ayet listeye konmuştu. Hâkka bölümünde de kaydedilmişti: "Kur'an'ın kıyamet sahnelerinde dağlar genellikle yerinde dönüşür: yürütülür (Tûr 52/10), savrulur (Tâhâ 20/105), atılmış yün gibi olur (Kâria 101/5), toz olur (Vâkıa 56/6)."
Ve Nebe bölümünde bu ayetin bir özelliği ayrıca kaydedilmişti: "Orada Tûr 52/10 anılmıştı… Orada fiil etken; burada edilgen."
Tekrarlamıyorum. Buraya eklenecek olan: bu sûrede etken kalıbın seçilmesi, dokuzuncu ayetle uyumludur. İki ayet de etken; ikisi de nesnelerin kendi hareketini gösteriyor.
Ve etken kalıbın bir sonucu var: dağların yürümesi, dışarıdan uygulanan bir kuvvet gibi değil, dağların doğasının değişmesi gibi sunuluyor. Yürüyen dağ, artık dağ değildir — çünkü dağın tanımı, yerinden oynamamasıdır.
Ve birinci ayetle halka: sûre bir dağa yemin ederek açıldı (ve't-Tûr). Onuncu ayette dağlar yürüyor.