فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ
Fe-veylün yevmeizin li'l-mükezzibîn · Ellezîne hüm fî havdın yel'abûn "İşte o gün, yalanlayanların vay haline! Onlar ki bir dalış içinde oyalanıp dururlar."
| Mürselât 77/15 (ve dokuz kez daha) | Tûr 52/11 | |
|---|---|---|
| Metin | وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ | فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ |
| Fark | — | Başında فَ var |
| Kaç kez | On | Bir |
Mürselât bölümünde bu cümle ayrıntılı olarak işlendi: veyl kelimesi, yevmeizin'in öne alınması, mükezzibîn kalıbı ve tekrarın işlevi tablo halinde verildi. Ve orada Mutaffifîn 83/10 ile aynılık da kaydedildi.
Bir — fâ'nın işi. Mürselât'ta cümle bağlaçsızdı; burada başında fâ var ve bu, cümleyi bir öncekine bağlıyor.
Yani cümle bağımsız bir nakarat değil; dokuz ve onuncu ayetlerin (gök çalkalanır, dağlar yürür) sonucu. Türkçede "işte o zaman" diye karşılanır.
Ve bu, iki sûrenin farklı kurulduğunu gösteriyor: Mürselât nakaratla bölünmüş bir metindi; Tûr'un bölünmesi başka bir şeyle yapılıyor — otuz beşinci ayetten itibaren soru edatıyla.
Kök: خ-و-ض. Bu kök Müddessir 74/45 bahsinde işlendi; tekrarlamıyorum. Oradaki tespitin özeti: havdın somut anlamı suya girip çamurunu karıştırarak yürümektir, ve Müddessir'de kaydedilen sonuç "birlikte yapılan boş meşguliyet" olmuştu. Ve Müddessir bölümünde bu ayet zaten anıldı.
Ve Zâriyât 51/11'de aynı alandan bir kelime işlendi: ğamre (suyun örtmesi). Orada iki kelime tablo halinde karşılaştırıldı: havd içine girmektir (etken, kişi kendisi yapıyor), ğamre içinde kalmaktır (bir hâl, kişi kaplanmış).
يَلْعَبُونَ — kök ل-ع-ب: oynamak, eğlenmek. Lu'b — oyun. Kur'an dünya hayatını bu kelimeyle niteler: "Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir" (En'âm 6/32; Ankebût 29/64).
| خَوْض | لَعِب | |
|---|---|---|
| Ne bildiriyor | Ortam — içinde bulunulan şey | Fiil — yapılan şey |
| Gramerdeki yeri | fî ile mecrur — kap | Muzâri fiil — süreklilik |
Ve oyunun tanımı burada belirleyici. Oyun, sonucu olmayan ciddiyettir: oyuncu ciddi çaba harcar, ama harcadığı çabanın oyun dışında bir karşılığı yoktur.
Tekâsür bölümünde lehv kelimesi için kaydedilen tespit buraya bakıyor: "mesele bir kötülük yapmak değil, dikkatin başka bir yere bağlanmasıdır."
Ve Zâriyât 51/11'deki sâhûn (dalgın) kelimesi de aynı alandaydı.
| Kelime | Yer | Ne söylüyor |
|---|---|---|
| لَهْو | Tekâsür | Dikkatin yer değiştirmesi |
| سَاهُون | Zâriyât 51/11, Mâûn 107/5 | Dikkatin orada olmaması |
| خَوْض + لَعِب | Tûr 52/12, Müddessir 74/45 | Dikkatin bir işle dolu olması — ama boş bir işle |
Ve üçüncüsü en zorudur, çünkü kişi meşguldür. Boş duran birine "boş duruyorsun" denebilir; oynayan birine denemez — oynayan kişi çalışıyordur.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum; üç kelimenin kök anlamları ilgili bölümlerde tek tek verildi.
ٱلَّذِينَ هُمْ — sıfat cümlesi. Mâûn 107/5 ve Meâric 70/22-34 bahislerinde bu kalıp işlendi: hüm zamiri gramer açısından zorunlu değildir; eklenmesi tahsis ve pekiştirme içindir.
Ve görünür olmasının sebebi, tarifin "boş durma" demiyor olmasıdır. Havd bir hareket, la'b bir uğraştır. İkisi de zaman ve dikkat tüketir; ikisi de yorar.
Modern hayatın en bol ürettiği şey, tam olarak budur: meşgul edici ama biriktirmeyen uğraşlar. Bir insan gün boyu okuyabilir, izleyebilir, tartışabilir, yorum yazabilir — ve gün sonunda elinde bir şey kalmayabilir. Boş durmamıştır; ama bir şey de olmamıştır.
Ve ayetin kaydettiği asıl zorluk şu: boş duran biri boş durduğunu bilir. Oyunda olan bilmez, çünkü oyun ciddi görünür — kuralları vardır, kazananı vardır, heyecanı vardır.
Tekâsür bölümünde lehv için kaydedilen teşhis (dikkatin yer değiştirmesi) ve Zâriyât 51/11'de sâhûn için kaydedilen (dikkatin orada olmaması), bu üçüncü halle birlikte bir dizi tamamlıyor: dikkat başka yere gidiyor, orada olmuyor, ve başka bir işle doluyor.