أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ · وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ · وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ
E-fe-min hâze'l-hadîsi ta'cebûn · Ve tadhakûne ve lâ tebkûn · Ve entüm sâmidûn "Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz? Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz. Ve oyalanıp duruyorsunuz."
Fasıla ikinci kez kırılıyor: -e sesinden -ûn sesine geçiliyor. Üç ayet arka arkaya aynı sesle bitiyor ve muhatap yeniden çoğullaşıyor.
Kök: ح-د-ث. Somut anlamı: yeni olmak, sonradan olmak. Hadîs — yeni; ve oradan söz, haber (yeni söylenen).
Mürselât bölümünde bu kelime işlendi ve tam bu ayet örnek olarak verilmişti:
Kur'an'ın kendisi için bu kelimeyi kullanması birkaç yerde görülür: - "Allah, sözün en güzelini indirdi." (Zümer 39/23) — ahsene'l-hadîs. - "Bu söze mi şaşıyorsunuz?" (Necm 53/59) — e-fe-min hâze'l-hadîs.
Ve kelimenin buradaki seçimi kayda değer. Kur'ân, vahy, kitâb denebilirdi. حَدِيث denmiş — en yalın, en nötr kelime: söz.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet, muhatabın şaştığı şeyi onların gördüğü gibi adlandırıyor. Onlar için bu bir "söz"dür. Ve ayet o adlandırmayı kabul edip soruyu onun üzerine kuruyor.
Câr-mecrûr öne alınmış. Yukarıda kaydedildiği gibi bu, hasr ya da vurgu bildirir. Yani: şaşılacak bunca şey varken, şaşırdığınız şey bu mu?
Ve sorunun anlamı, bir önceki bloğun listesiyle birlikte okununca çıkıyor. Kırk üçüncü ayetten elli üçüncü ayete kadar sayılanlar: güldürme, ağlatma, öldürme, diriltme, bir damladan insan çıkarma, ikinci yaratılışı üstlenme, yıldızların Rabbi olma, kavimleri helâk etme.
| 43. ayet | 60. ayet | |
|---|---|---|
| Bâb | IV. bâb — güldürdü / ağlattı | I. bâb — gülüyorsunuz / ağlamıyorsunuz |
| Denge | İkisi eşit | Biri var, öteki yok |
| Zaman | Mâzî — olmuş | Muzâri — sürüyor |
Ve muzâri kipinin işi burada önemlidir: tadhakûn — "gülmektesiniz, gülüp durmaktasınız." Arapçada muzâri, süreklilik ve tekrar bildirir. Yani bir kerelik bir gülme değil, bir hâl.
İnsana iki tepki verilmiş — biri sevinç için, biri keder için. Kırk üçüncü ayet ikisinin de aynı kaynaktan geldiğini söylüyor. Altmışıncı ayet, muhatabın bu iki tepkiden yalnızca birini kullandığını kaydediyor.
Ve bu bir ahlâk eleştirisi değil, bir tepki eleştirisi. Ayet "kötüsünüz" demiyor; "verilen habere yanlış tepki veriyorsunuz" diyor. Bir uyarı karşısında gülmek, tepkinin kendisinin bozulduğunu gösterir.
| Görüş | Sâmidûn ne demek | Dayanağı |
|---|---|---|
| Gaflet içinde, oyalanarak | Habersiz, aldırışsız, boş şeylerle vakit geçiren | En yaygın izah; siyaka uygun |
| Kibirlenerek, başını dikerek | Semede — başını kaldırdı, dikildi | Kökün "dikilme" anlamı |
| Şarkı söyleyerek | Sümûd, bir Arap lehçesinde "şarkı" anlamında | Bazı dilciler bu kullanımı nakleder; bir bölge lehçesine bağlanır |
| Ayakta durarak | Kıpırdamadan dikilmek | Kökün somut anlamı |
Ancak şu kaydedilebilir: dördü de bir hareketsizlik ya da yön değiştirmeme hâlini tarif ediyor. Gaflet, kibir, eğlence ve dikilme — hepsinde ortak olan şey, haberin karşısında bir konum değişikliği olmaması.
Ve dizimdeki yeri bunu destekliyor: ayet ve entüm (isim cümlesi) ile kuruluyor. Arapçada isim cümlesi süreklilik ve sabitlik bildirir; fiil cümlesi ise oluş ve değişim. Yani üç ayetlik dizinin sonu, bir fiilden bir hâle geçiyor.
| Ayet | Cümle türü | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| 59 | Fiil (ta'cebûn) | Bir tepki |
| 60 | Fiil (tadhakûn) | Bir tepki |
| 61 | İsim cümlesi (ve entüm sâmidûn) | Bir hâl |