يَخْرُجُ مِنْهُمَا ٱللُّؤْلُؤُ وَٱلْمَرْجَانُ
Ve bu kelime klasik tefsirlerde bir soru doğurmuştur: inci ve mercan tuzlu sudan çıkar; tatlı sudan çıkmaz. Ayet ise "ikisinden" diyor.
| Cevap | Ne diyor |
|---|---|
| Bütüne nispet | Arapçada bir şey, parçasına ait olan bir özellikle bütününe nispet edilebilir. "İki denizden çıkar" demek, "iki denizin oluşturduğu sudan çıkar" demektir |
| Buluşma noktası | Çıkarma, iki suyun kavuştuğu bölgede yapılır; dolayısıyla ikisinden çıkmış sayılır |
| Tatlı suda da inci bulunur | Bazı tatlı su kabuklularının inci ürettiği kaydedilir |
"Yine de her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız." (Fâtır 35/12) — ve min kullin te'külûne lahmen tariyyen ve testahricûne hılyeten telbesûnehâ
Fâtır ayeti aynı ifadeyi kullanıyor: min küllin — "her birinden". Yani Kur'an'ın kendi kullanımı tutarlıdır ve mesele bir dizim tercihidir, bir bilgi hatası değil.
Kelimenin kökeni konusunda dilciler kesin konuşmaz. Kur'an'da birkaç yerde geçer ve hemen her seferinde bir süs bağlamındadır.
Ve kelimenin bu ayetteki yerinde bir nükte var: inci, denizden çıkan şeyler arasında yenmeyen olanıdır. Bir önceki ayet grubunda reyhân (koku) de aynı işi görüyordu: listeye ihtiyaç dışı bir kalem giriyor.
Kelimenin kökeni tartışmalıdır. Bir kısım dilci Arapçaya dışarıdan girdiğini söyler; bir kısmı Arapça sayar. Kesin konuşmuyorum.
İkisi de nakledilir ve tercih dayatmıyorum. İkinci görüş, iki kelimenin aynı cümlede geçmesini bir derecelendirme sayar; birincisi iki ayrı nesne sayar.
Bir ses notu. Kelime, üç ayet önceki fiille (merace) aynı ünsüzlerle başlıyor: م-ر-ج. İkisi arasında etimolojik bir bağ olduğunu iddia etmiyorum — kelimenin kökeni zaten tartışmalıdır. Ama sesin tekrarı metinde duyulur bir şeydir: merace'l-bahreyn … el-mercân. Bunu bir ses gözlemi olarak kaydediyorum.
Ve iç halka: mercân kelimesi sûrede bir kez daha, 58. ayette gelecek — ke-ennehünne'l-yâkūtü ve'l-mercân. Denizden çıkan şey, bahçe tasvirinde benzetme olarak geri dönüyor.