فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَٱلدِّهَانِ
Kök: ش-ق-ق. Bu kök İnşikâk'de tam olarak çözümlendi ve orada Kur'an'ın göğün yarılması için kullandığı farklı kökler (ş-k-k, f-t-r, f-l-k) bir iş bölümü halinde ele alınmıştı. Tekrarlamıyorum.
Kök: و-ر-د. Bu kökün altında geniş bir aile var: verd (gül), vürûd (suya varmak), mevrid (su alınan yer), vârid (gelen).
| Görüş | Anlam | Dayanağı |
|---|---|---|
| Gül | Gök kırmızı bir gül gibi olur | Kelimenin en yaygın anlamı |
| Kızıl at | Arapçada verd, kızıla çalan renkte at için de kullanılır | Dilcilerin kaydettiği kullanım; benzetme renk üzerinden kurulur |
| Görüş | Anlam |
|---|---|
| Erimiş yağ | Kaynayan, akan yağın görüntüsü |
| Kırmızı deri | Dihân, kırmızıya boyanmış deri anlamında da kaydedilir |
| Yağ çeşitleri | Dühnün çoğulu |
Ve benzetmenin gücü buradadır. Gök, sûrenin yedinci ayetinde yükseltilmiş bir şeydi — sabit, yukarıda duran. Burada akışkan bir şeye benzetiliyor.
Yani ayet göğün yıkılışını değil, halinin değişmesini anlatıyor: katı ve sabit olan, akışkan ve kızıl hale geliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. İki ayetteki kelimelerin (rafe'ahâ / ke'd-dihân) sûredeki yerleri metnin verisidir.
Kur'an'ın kıyamet sahnelerinde renk nadiren geçer. Yıldızlar silinir, dağlar savrulur, gök yarılır — ama renk çoğunlukla söylenmez.
Ve sûrenin bütünü içinde bu, dikkat çekicidir: sûre renkleri kullanan bir sûredir. Altmış dördüncü ayette bahçeler koyu yeşil olacak (müdhâmmetân), yetmiş altıncı ayette yastıklar yeşil olacak (rafrafin hudr). Ve gök kızıl.