لَّا تُدْرِكُهُ ٱلْأَبْصَٰرُ وَهُوَ يُدْرِكُ ٱلْأَبْصَٰرَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ
"Gözler O'nu idrak edemez; O ise gözleri idrak eder. O, en ince şeye nüfuz eden ve her şeyden haberdar olandır."
Dilciler bu farkı kaydeder: idrâk, bir şeye ulaşıp kuşatmaktır; rü'yet ise yalnız görmek. Bu ayrım, ru'yet meselesindeki kelâmî tartışmanın dayanaklarından biridir.
STYLE gereği: bu tefsirde kelâmî tartışmaya girilmemektedir. Klasik tefsirlerdeki okumaları aktarmakla yetiniyorum ve tercih dayatmıyorum.
Ve ayetin kendi kurduğu simetri kaydedilmeye değer: lâ tüdrikühü'l-ebsâr / ve hüve yüdrikü'l-ebsâr. Aynı fiil, iki yönde: biri olumsuz, öteki olumlu. Ve Bakara 2/255'te (ve lâ yuhîtûne bi-şey'in min ilmih) aynı yapı işlendi: kuşatmanın tek yönlü olması.
ٱللَّطِيف — ل-ط-ف kökü Lokmân 31/16'da işlendi (en ince yere nüfuz etmek). Ve sıfatın buraya konması kaydedilmeye değer: görülemeyen, en inceye ulaşan olarak anılıyor. Yani uzaklık ile yakınlık aynı cümlede duruyor — bu, Şûrâ 42/11'de (leyse ke-mislihî şey'ün ve hüve's-semîu'l-basîr) işlenen yapının aynısıdır.