قَدْ جَآءَكُم بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِۦ وَمَنْ عَمِىَ فَعَلَيْهَا وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ
"Rabbinizden size basiretler geldi. Kim görürse kendi lehine, kim körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde bir bekçi değilim."
بَصَآئِر — basîretin çoğulu: görüş, iç görü. Kelime Câsiye 45/20'de (hâzâ basâiru li'n-nâs) işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve cümlenin simetrisi kaydedilmelidir: fe-men ebsara fe-li-nefsih ve men amiye fe-aleyhâ. Aynı fiil alanında iki zıt sonuç, aynı kalıpla.
وَمَآ أَنَا۠ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ — sorumluluk sınırı. Kasas 28/56'da bu sınırın yedi sûrelik tablosu kurulmuştu; En'âm bir halka daha ekliyor: hafîz (bekçi).
وَكَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْـَٔايَٰتِ وَلِيَقُولُوا۟ دَرَسْتَ (105) — tasrîf (çevirip çevirip anlatmak) Ahkāf 46/27 ve Câsiye 45/5'te işlendi. Ve derraste (ders aldın/okudun) kıraat farkları nakledilir; imam adı vermeden kaydediyorum.
وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَآ أَشْرَكُوا۟ وَمَا جَعَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا (107) — ve aynı kelime (hafîz) üç ayet arayla ikinci kez geçiyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.