وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا … وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
"İçlerinde seni dinleyenler vardır; ama onu kavramasınlar diye kalplerine örtüler, kulaklarına ağırlık koyduk… Onlar hem başkalarını ondan alıkoyar hem kendileri uzaklaşırlar. Böylece yalnız kendilerini helâk ederler, ama farkında değillerdir."
Bu iki kelime Fussilet 41/5'te ayrıntılı işlendi — orada karşı tarafın kendi ağzından söyleniyordu: kulûbünâ fî ekinnetin … ve fî âzâninâ vakr. Oraya dayanıyorum.
| Yer | Kim söylüyor | Kalıp |
|---|---|---|
| Fussilet 41/5 | Karşı taraf — kendisi hakkında | Kulûbünâ fî ekinne — iddia |
| En'âm 6/25 | Metin — onlar hakkında | Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinne — bildirim |
Ve Fussilet 41/44'te aynı kelimenin (vakr) metin tarafından da kullanıldığı kaydedilmişti. Üç geçiş: iddia, tespit, bildirim.
İki fiil, ses bakımından birbirine çok yakın ve anlamları ayrı: yenhevne (başkasını alıkoymak) ve yen'evne (kendisi uzaklaşmak).
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, iki ayrı fiili neredeyse aynı sesle yan yana koyuyor. Ve ikisi tek bir davranışın iki yüzü olarak veriliyor: kendi uzaklaşan, başkasını da uzaklaştırıyor.
وَإِن يُهْلِكُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ — ve sonucun nereye döndüğü söyleniyor. Fâtır (Melâike) 35/43'te (ve lâ yahîku'l-mekru's-seyyiü illâ bi-ehlih) aynı dönüş işlendi; oraya dayanıyorum.