وَكَذَٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولُوٓا۟ أَهَٰٓؤُلَآءِ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنۢ بَيْنِنَآ · وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِنَا فَقُلْ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَىٰ نَفْسِهِ ٱلرَّحْمَةَ
"İşte böylece onların bir kısmını diğeriyle sınadık ki, 'Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulundu?' desinler… Âyetlerimize inananlar sana geldiğinde de ki: 'Selâm size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazmıştır.'"
Elli ikinci ayetteki emrin (kovma) gerekçesi burada veriliyor: fetennâ ba'dahüm bi-ba'd — birbirleriyle sınama.
Ve Enfâl 8/25 ve Kehf 18/7'de fitne kavramı işlendi. Buradaki fark kaydedilmelidir: sınama aracı mal ya da olay değil — insanlar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı aktarılan cümledir: e-hâülâi mennallâhu aleyhim min beyninâ — "aramızdan bunlara mı?" İtiraz, verilenin kime verildiği üzerinedir. Ve Ahkāf 46/11'de (lev kâne hayran mâ sebekūnâ ileyh) ve Zuhruf 43/31'de aynı mantık işlendi.
Ketebe alâ nefsihi'r-rahme ifadesi bu sûrenin 12. ayetinde geçmişti. İki geçiş, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır — ve ikisi de kapsayıcılık bağlamında geliyor.
قُلْ إِنِّى نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ (56) — Ğâfir (Mü'min) 40/66'da aynı cümle işlendi; oraya dayanıyorum.