وَلَقَدْ مَكَّنَّٰكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
"Andolsun, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçim kaynakları verdik. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"
Kökün somut anlamı: bir şeye yer/mekân sağlamak, sağlamca yerleştirmek. Mekân aynı köktendir (bazı dilciler kevn kökünden sayar; iki görüş de nakledilir, tercih dayatmıyorum). Temkîn, birine bir yerde durma ve tasarruf etme imkânı vermektir.
Kök Yûsuf 12/21 ve 12/56'da (ve kezâlike mekkennâ li-Yûsufe fi'l-ard) ve Kehf 18/84'te (innâ mekkennâ lehû fi'l-ard) işlendi. Oraya dayanıyorum. Farkı kaydediyorum: orada temkîn bir kişiye verilmiş bir yetkiydi; burada bütün insanlığa verilen bir zemindir.
Meâyiş, maîşetin çoğulu: yaşanacak şeyler, geçim vasıtaları. Kök ع-ي-ش: yaşamak. Aynı kök Tâhâ 20/124'te maîşeten danken (dar bir geçim) olarak işlendi — orada geçimin daralması, burada verilmesi anlatılıyor.
Kelimenin çoğul gelişi kaydedilmelidir: "bir geçim" değil, "geçimler". Yeryüzünde tek bir geçim yolu değil, çok sayıda yol bulunduğu bildiriliyor.
Dizim nüktesi ve sûre içi bağ kaydedilmelidir. Üçüncü ayet kalîlen mâ tezekkerûn ile bitiyordu; onuncu ayet kalîlen mâ teşkürûn ile bitiyor.
| Ayet | Kapanış | Neyin azlığı |
|---|---|---|
| 7/3 | Kalîlen mâ tezekkerûn | Düşünüp hatırlamanın azlığı |
| 7/10 | Kalîlen mâ teşkürûn | Şükrün azlığı |
Ve aynı kapanış Secde 32/9'da ve Mü'minûn 23/78'de de kaydedildi — orada kulak, göz ve kalbin verilişinin ardından geliyordu. Bu üçlü, A'râf'ta 179. ayette karşımıza çıkacak. İki yer arasında bir bağ kurulabilir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: onuncu ayet verilen zemini, yüz yetmiş dokuzuncu ayet verilen yetileri anıyor; ikisinin de kapanışı aynı yere bakıyor.
Ayet, bir imkânın verilmiş olmasıyla o imkânın fark edilmiş olmasını ayırıyor. Mekkennâ ve cealnâ geçmiş zamandır — iş bitmiştir. Teşkürûn muzâridir — devam eden bir hâldir.
Yani metin, verilenin tamam, karşılığın eksik olduğunu bir zaman kipiyle söylüyor. Bu, dizimden okunabilen bir şeydir; ayrıca bir yorum eklemeye gerek yoktur.
Kur'an'da bu kıssanın yedi anlatımı vardır: Bakara 2/30-38, A'râf 7/11-25, Hicr 15/28-44, İsrâ 17/61-65, Kehf 18/50, Tâhâ 20/115-123, Sâd 38/71-85. A'râf'ınki en uzunudur ve en ayrıntılı olanıdır.
| Dosya | Ne işlendi | Meselenin adı |
|---|---|---|
| Bakara 2/30-38 | Halîfe, isimler, meleklerin sorusu, lâ takrabâ, ezellehümâ, tövbe | Zelle — sürçme |
| Sâd 38/71-85 | Ene hayrun minh kıyasının mantıksal biçimi, خ-ي-ر tablosu, üç kat te'kîd | Kıyas — muhakeme hatası |
| Tâhâ 20/115-123 | Fe-nesiye, lem necid lehû azmâ, ebâ'nın tek gelişi, vesvesenin sözü | Nisyân — unutma |
Üçüne de dayanıyorum ve orada işlenenleri tekrarlamıyorum. Özellikle şunlar orada tüketildi ve burada yeniden çözülmeyecektir:
- Secdenin ibadet secdesi olmadığı ve istikbârın istif'âl bâbıyla "kendini büyük sayma" olduğu (Bakara 2/34).
- Ene hayrun minhü halaktenî min nârin ve halaktehû min tîn kıyasının çözümü — öncüllerin doğru, sonucun öncüllerden çıkmaması; "ateş yakar ve tüketir, toprak taşır ve bitirir" karşılaştırması; خ-ي-ر kökünün Sâd içindeki iki yönlü kullanımı (Sâd 38/76, Bakara 2/34).
- İblîs'in melek olup olmadığı meselesi (Bakara, Kehf 18/50).
- Fiillerin ikil kipte gelmesi ve Kur'an'ın kadını ayrıca suçlamaması (Bakara 2/35-36; delil olarak Tâhâ 20/120-121).
- Ağacın türü hakkında Kur'an'ın susması (Bakara 2/35). Bu tefsirde de susulacaktır; İsrâiliyat'a girilmez.
| # | A'râf'a özgü olan | Ayet | Başka nerede var |
|---|---|---|---|
| 1 | Halaknâküm sümme savvernâküm — çoğul hitapla açılış | 11 | Yok |
| 2 | Fe-bimâ ağveytenî le-ak'udenne lehüm sırâteke'l-müstakīm | 16 | Yok |
| 3 | Min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim — dört yön | 17 | Yok |
| 4 | Mâ nehâküma rabbüküma … illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine'l-hâlidîn — vesvesenin gerekçesi | 20 | Tâhâ'da başka bir cümleyle (20/120) |
Ve iki fiil A'râf'a özgüdür: kāsemehümâ (21) ve dellâhümâ (22). İkisi de aşağıda ayrıca çözülecektir.