Tafsir LabUsulGitHubEnglish

A'râf 8-9. ayetler

Kur'an · 7. sûre: A'râf · 8-9. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

7/8-9

وَٱلْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ · وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَظْلِمُونَ

Ve'l-veznü yevmeizini'l-hakku fe-men sekulet mevâzînühû fe-ülâike hümü'l-müflihûn · Ve men haffet mevâzînühû fe-ülâike'llezîne hasirû enfüsehüm bimâ kânû bi-âyâtinâ yazlimûn

"O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. · Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize haksızlık etmeleri yüzünden kendilerini ziyana uğratanlardır."

Terazi ayetleri: dizindeki halka

Bu iki ayet, Kâria 101/6-9 ve Mü'minûn 23/102-103 ile birebir aynı yapıdadır (fe-emmâ men sekulet mevâzînüh… ve emmâ men haffet mevâzînüh). Enbiyâ 21/47'de (el-mevâzîne'l-kıst) ve Şûrâ 42/17'de (ve enzele … el-mîzân) kök ayrıca işlendi. Oraya dayanıyorum ve و-ز-ن kökünü yeniden çözmüyorum.

Buraya ait olan farkı yazıyorum ve tablo metinden doğrulanabilirdir:

YerCümleSonucun adı
Kāria 101/6-9Fe-hüve fî îşetin râdıyeh / fe-ümmühû hâviyehYer — nereye gideceği
Mü'minûn 23/102-103Fe-ülâike hümü'l-müflihûn / hâlidûnSüre — kalıcılık
A'râf 7/8-9Hümü'l-müflihûn / hasirû enfüsehümKayıp — neyi kaybettiği

A'râf'ın eklediği kelime hasirû enfüsehümtir: "kendilerini ziyana uğrattılar". Ölçünün karşılığı bir yer ya da bir süre değil, kişinin kendisi.

وَٱلْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ — dizim

Cümle isim cümlesidir ve haberi belirlidir (el-hakk). Arapçada haberin belirli gelmesi hasr bildirir: "o gün tartı — işte o, haktır."

İki okuma nakledilir ve ikisi de dile uygundur:

OkumaEl-hakk nedirAnlam
1Haber"O gün tartı haktır" — gerçekleşecektir
2Veznin sıfatı / mübtedanın haberi olarak "adalet""O gün gerçek tartı vardır" — eksiksiz ölçü

İkisi de nakledilir; tercih dayatmıyorum. İki okuma birbirini dışlamıyor.

بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَظْلِمُونَ — edatın işi

Dizim nüktesi kaydedilmelidir: yazlimûn fiili burada bi- harf-i cerriyle geliyor.

Arapçada zaleme çoğunlukla doğrudan geçişlidir (zalemnâ enfüsenâ, 7/23). Bi- ile gelişi "bir şey konusunda haksızlık etmek, bir şeyi yerli yerine koymamak" anlamını verir.

ظ-ل-م kökünün somut anlamı "bir şeyi kendi yerinden başka yere koymak"tır; kök Lokmân 31/13'te (inne'ş-şirke le-zulmün azîm) işlendi. Oraya dayanıyorum.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: cümle "âyetlerimizi inkâr ettiler" demiyor; "âyetlerimiz konusunda haksızlık ettiler" diyor — yani âyeti, olduğu yerden başka bir yere koydular. Ve tam bu fiil, sûrenin 103. ayetinde Fir'avn ve kavmi için de kullanılacak: fe-zalemû bihâ ("âyetlere haksızlık ettiler"). İki yerde aynı nadir dizim. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.


Bu bölümde çözümlenen kökler

ظ-ل-م

A'râf sûresinin tamamı