A'râf 109-116. ayetler

Kur'an · 7. sûre: A'râf · 109-116. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

7/109-116

قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُمْ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

Kāle'l-meleü min kavmi Fir'avne inne hâzâ le-sâhırun alîm · Yürîdü en yuhriceküm min ardıküm, fe-mâzâ te'mürûn · Kālû ercih ve ehâhü ve ersil fi'l-medâini hâşirîn · Ye'tûke bi-külli sâhırin alîm · Ve câe's-seharatü Fir'avne kālû inne lenâ le-ecran in künnâ nahnü'l-ğâlibîn · Kāle neam ve inneküm le-mine'l-mukarrabîn · Kālû yâ Mûsâ immâ en tülkıye ve immâ en nekûne nahnü'l-mülkīn · Kāle elkū, fe-lemmâ elkav seharû a'yüne'n-nâsi vesterhebûhüm ve câû bi-sihrin azîm

"Fir'avn'ın kavminden ileri gelenler: 'Bu, bilgili bir büyücüdür; sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?' dediler. · 'Onu ve kardeşini beklet; şehirlere de toplayıcılar gönder; · bütün bilgili büyücüleri sana getirsinler' dediler. · Büyücüler Fir'avn'a geldiler: 'Üstün gelen biz olursak, bize bir ödül var, değil mi?' dediler. · 'Evet' dedi, 'siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız.' · 'Ey Mûsâ! Ya sen at, ya da atanlar biz olalım' dediler. · 'Siz atın' dedi. Attıklarında insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir getirdiler."

فَمَاذَا تَأْمُرُونَ — iki sûrede aynı cümle

Şuarâ 26/35'te kaydedilmişti ve oraya dayanıyorum: bu cümle Kur'an'da iki yerde birebir aynıdır — A'râf 7/110 ve Şuarâ 26/35. Bu, metinden doğrulanabilir bir veridir.

Ve iki sûre arasında bir dizim farkı vardır ve kaydedilmelidir:

SûreCümleyi kim söylüyor
Şuarâ 26/35Fir'avn — melee soruyor
A'râf 7/110Mele — cümle ileri gelenlerin sözünün içinde

Klasik tefsirlerde A'râf'taki cümlenin de Fir'avn'a ait olabileceği, ileri gelenlerin sözünün 110. ayetin ilk yarısında bittiği izah edilir. İki okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum.

Ama iki sûrede de aynı olgu kaydedilir ve bu tartışmasızdır: karar tek başına verilmiyor, bir zümreye danışılıyor. Ve bu, sûrenin mele omurgasıyla uyumludur (yapı bölümünde tablolandı).

يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُمْ — sûredeki üçüncü "çıkarma"

Ve bu cümle, sûrede tekrarlanan bir suçlamadır. Sayılabilir bir veridir:

AyetKim söylüyorKim çıkarılacak
82Lût'un kavmiAhricûhüm min karyetiküm — Lût ve beraberindekiler
88Mele (Medyen)Le-nuhricenneke yâ Şuaybü — Şuayb ve iman edenler
110Mele (Mısır)Yürîdü en yuhriceküm min ardıküm — muhatabın kendisi
123Fir'avnLi-tuhricû minhâ ehlehâ — şehrin halkı

Dört geçişin ilk ikisinde elçi çıkarılıyor, son ikisinde elçinin halkı çıkaracağı iddia ediliyor. Yani suçlama yön değiştiriyor.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı dört ayetin özneleri ve nesneleridir: sûre, aynı fiili hem tehdit hem suçlama olarak kullanıyor; ve ikinci hâlde, kendi yapmak istediği şey karşı tarafa nispet ediliyor. Bu bir izahtır, bir hüküm değil.

إِنَّ لَنَا لَأَجْرًا — pazarlığın kaydı

Dizim nüktesi kaydedilmelidir: sihirbazların ilk sözü bir ücret talebidir.

Ve bu, sûrenin peygamber dizisiyle karşılaştırılabilir. Şuarâ Tablo 3'te kaydedilmişti: Şuarâ'da beş peygamberin ortak üçlü girişinin üçüncü maddesi ve mâ es'elüküm aleyhi min ecrin ("bunun için sizden bir ücret istemiyorum") idi. Oraya dayanıyorum.

KimÜcret
Elçiler (Şuarâ)Ve mâ es'elüküm aleyhi min ecr — istemiyorum
Sihirbazlar (A'râf 7/113)İnne lenâ le-ecran — istiyoruz

Aynı kelime, ters yön. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı iki metnin kelimesidir.

Ve ödülün ne olduğu kaydedilmelidir: ve inneküm le-mine'l-mukarrabîn — "yakınlarımdan olacaksınız". Verilen şey mal değil, mevki.

سَحَرُوٓا۟ أَعْيُنَ ٱلنَّاسِ — sihrin tarif edildiği yer

Bu cümle, kaydedilmesi gereken bir tarif taşıyor ve dizim bakımından önemlidir:

Seharû a'yüne'n-nâs — "insanların gözlerini büyülediler"

Nesne, atılan şeyler değil, bakanların gözleridir.

Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin nesnesidir: ayet, ortada bir nesne değişimi olduğunu söylemiyor; etkinin bakan üzerinde olduğunu söylüyor.

Ve Tâhâ 20/66'da aynı olay yuhayyelü ileyhi min sihrihim ennehâ tes'â ("sihirleri sebebiyle ona koşuyormuş gibi görünüyordu") biçiminde geçer. İki sûre aynı yöne bakıyor: A'râf gözü, Tâhâ hayali anıyor. Bu, iki metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.

وَٱسْتَرْهَبُوهُمْ — kök ر-ه-ب: korku, ürperti. X. bâb burada "korkutmak, korku salmak" bildirir. Ve aynı kök 154. ayette geri gelecek: lillezîne hüm li-rabbihim yerhebûn. Aynı kök, biri insanların korkutulması, öteki Rablerinden çekinme.

إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ نَحْنُ ٱلْمُلْقِينَ

Dizim nüktesi kaydedilmelidir: teklifin iki şıkkı denk değildir.

ŞıkKuruluş
1En tülkıye — fiil cümlesi, sade
2En nekûne nahnü'l-mülkīn — isim cümlesi + fasıl zamiri (nahnü) + ism-i fâil

İkinci şık, birincisinden ağır kurulmuş. Dilciler bu tür ağırlaştırmayı vurgu ve iddia bildirimi olarak açıklar.

Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı iki şıkkın kalıp farkıdır: teklifte biçimsel bir nezaket var, ama ağırlık kendi taraflarına konmuş.

Ve Mûsâ'nın cevabı tek kelimedir: elkū — "siz atın". Aynı sahne üç sûrede üç ayrı kalıpla veriliyor ve bu, sayılabilir bir veridir:

SûreTeklifin ikinci şıkkıMûsâ'nın cevabı
A'râf 7/115-116En nekûne nahnü'l-mülkīnElkū
Tâhâ 20/65-66En nekûne evvele men elkāBel elkū
Şuarâ 26/43(teklif anılmıyor)Elkū mâ entüm mülkūn

Üçünde de elçi ilk hamleyi karşı tarafa bırakıyor. Fark ekte: Tâhâ'da bel (bilakis) var, Şuarâ'da cümle uzatılmış, A'râf'ta tek kelime.


A'râf sûresinin tamamı →