وَمِن قَوْمِ مُوسَىٰٓ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ
Ve min kavmi Mûsâ ümmetün yehdûne bi'l-hakkı ve bihî ya'dilûn · Ve katta'nâhümü'snetey aşrate esbâtan ümemâ, ve evhaynâ ilâ Mûsâ izi'steskāhü kavmühû eni'drib bi-asâke'l-hacer, fenbeceset minhü'snetâ aşrate aynâ, kad alime küllü ünâsin meşrabehüm, ve zallelnâ aleyhimü'l-ğamâme ve enzelnâ aleyhimü'l-menne ve's-selvâ, külû min tayyibâti mâ razaknâküm, ve mâ zalemûnâ ve lâkin kânû enfüsehüm yazlimûn
"Mûsâ'nın kavminden, hak ile yol gösteren ve onunla adaleti yerine getiren bir topluluk vardır. · Onları on iki boy hâlinde topluluklara ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince Mûsâ'ya: 'Asânla taşa vur' diye vahyettik. Ondan on iki pınar fışkırdı. Her bölük kendi içeceği yeri bildi. Bulutu üzerlerine gölgelik yaptık; onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik: 'Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin.' Onlar bize haksızlık etmediler; kendilerine haksızlık ediyorlardı."
Bu cümle sûrede iki kez, birebir aynı kelimelerle geçiyor ve yapı bölümünde sayılmıştı. Burada işleniyor:
| Ayet | Kimin için |
|---|---|
| 159 | Ve min kavmi Mûsâ ümmetün yehdûne bi'l-hakkı ve bihî ya'dilûn |
| 181 | Ve mimmen halaknâ ümmetün yehdûne bi'l-hakkı ve bihî ya'dilûn |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin kendisidir: sûre, aynı cümleyi önce dar, sonra en geniş küme için kuruyor.
Ve min edatı kaydedilmelidir: ve min kavmi Mûsâ — "kavminden bir kısmı". Cümle bütünü kapsamıyor; bir bölümü ayırıyor.
Ve bu, STYLE'ın "toptan hüküm kurulmaz" ilkesinin metin içinden gelen desteğidir. Sûre aynı işi yüz altmış sekizinci ayette bir kez daha yapacak: minhümü's-sâlihûne ve minhüm dûne zâlik.
Ve cümle bağı kaydedilmelidir: kad alime küllü ünâsin meşrabehüm — "her bölük kendi içeceği yeri bildi". Yani iki sayının denk olması bir sonuç doğuruyor: karışıklık yok.
Bakara 2/60'ta aynı olay işlendi (fenfecerat minhü'snetâ aşrate aynâ) ve orada Bakara'nın kelimesi infecerat idi. A'râf'ta ise inbeceset.
| Sûre | Fiil | Kök | Dilcilerin verdiği anlam |
|---|---|---|---|
| Bakara 2/60 | İnfecerat | ف-ج-ر | Yarılıp bollukla akmak — geniş çıkış |
| A'râf 7/160 | İnbeceset | ب-ج-س | Yarılıp sızmak, çıkmaya başlamak — ilk çıkış |
Dilciler bu iki fiilin sırayla okunabileceğini kaydeder: önce sızma, sonra bolca akma. Bu izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum ve kesinlik iddia etmiyorum. Kök farkı ise metinden doğrulanabilir bir veridir.
قَطَّعْنَا — kök ق-ط-ع, II. bâb: çokluk bildirir — parça parça ayırmak. Ve aynı fiil aynı sûrede yüz altmış sekizinci ayette bir kez daha geçecek: ve katta'nâhüm fi'l-ardı ümemâ.
| Ayet | Neye ayrılıyor | Nerede |
|---|---|---|
| 160 | İsnetey aşrate esbâtan ümemâ — on iki boy | (yer belirtilmiyor) |
| 168 | Ümemâ — topluluklar | Fi'l-ard — yeryüzünde |
Ve iz kīle lehümü'skünû hâzihi'l-karyete ve külû minhâ haysü şi'tüm ve kūlû hıttatün ve'dhulü'l-bâbe süccedâ nağfir leküm hatîâtiküm, se-nezîdü'l-muhsinîn · Fe-beddele'llezîne zalemû minhüm kavlen ğayre'llezî kīle lehüm fe-erselnâ aleyhim riczen mine's-semâi bimâ kânû yazlimûn
Bu iki ayet Bakara 2/58-59'da işlendi ve oraya dayanıyorum. Orada kaydedilenin özeti: verilen kelimenin yerine başka bir kelime konmuştu; biçim korunuyor, işlev boşaltılıyor. Tekrarlamıyorum.
| Bakara 2/58-59 | A'râf 7/161-162 | |
|---|---|---|
| Emirlerin sırası | Üdhulû … ve'dhulü'l-bâbe süccedâ ve kūlû hıttatün | Üskünû … ve kūlû hıttatün ve'dhulü'l-bâbe süccedâ |
| Bağışlama fiili | Nağfir leküm hatâyâküm | Nağfir leküm hatîâtiküm |
| Kime ait | (kayıtsız) | Ellezîne zalemû minhüm — "onlardan zulmedenler" |
Üçüncü satır özellikle kaydedilmelidir: A'râf, kelimeyi değiştirenleri minhüm ("onlardan") kaydıyla ayırıyor. Bakara'daki cümlede bu kayıt yoktur.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin kelimeleridir: A'râf, aynı olayı anlatırken bir bölme kaydı düşüyor — ve bu, yüz elli dokuzuncu ve yüz altmış sekizinci ayetlerdeki bölme kayıtlarıyla aynı çizgidedir.
رِجْز — kök ر-ج-ز: titremek, sarsılmak; ve buradan azap, pislik. Kelime sûrede daha önce iki kez geçmişti (134, 135: ve lemmâ vekaa aleyhimü'r-ricz). Orada Fir'avn kavmi için, burada bu topluluk için. Aynı kelime, iki ayrı muhatap. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.