وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِى كَانَتْ حَاضِرَةَ ٱلْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِى ٱلسَّبْتِ
Ves'elhüm ani'l-karyeti'lletî kânet hâdırate'l-bahri iz ya'dûne fi's-sebti iz te'tîhim hîtânühüm yevme sebtihim şürraan ve yevme lâ yesbitûne lâ te'tîhim, kezâlike neblûhüm bimâ kânû yefsükūn · Ve iz kālet ümmetün minhüm lime teızûne kavmenillâhu mühlikühüm ev muazzibühüm azâben şedîdâ, kālû ma'zireten ilâ rabbiküm ve leallehüm yettekūn · Fe-lemmâ nesû mâ zükkirû bihî enceyne'llezîne yenhevne ani's-sûi ve ehazne'llezîne zalemû bi-azâbin beîsin bimâ kânû yefsükūn · Fe-lemmâ atev an mâ nühû anhü kulnâ lehüm kûnû kıradeten hâsiîn
"Onlara, deniz kıyısındaki o kasabayı sor: hani cumartesi yasağını çiğniyorlardı. Cumartesi günleri balıkları akın akın geliyor, cumartesi tutmadıkları günlerde ise gelmiyordu. Yoldan çıkmaları sebebiyle onları böyle sınıyorduk. · İçlerinden bir topluluk: 'Allah'ın helâk edeceği ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?' dediğinde, şöyle demişlerdi: 'Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye; ve belki sakınırlar.' · Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtardık; zulmedenleri ise yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azapla yakaladık. · Yasaklandıkları şeyde haddi aşınca onlara: 'Aşağılık maymunlar olun' dedik."
"Nakledilen çözüm şudur: cumartesi ağlar ve havuzlar hazırlanır, balıklar içine girer, pazar günü toplanır. Cumartesi avlanılmamıştır — teknik olarak." "Verilen yasağın lafzı korunup gayesi iptal ediliyor. Yasağa uyulmuş görünüyor, yasak çalışmıyor." "Kur'an bu davranışı üç ayrı yerde, üç farklı örnekle işaretliyor — demek ki tek bir olay değil, bir tür tarif ediliyor."
Tekrarlamıyorum. Ve Nahl 16/124'te kaydedilen sınır da geçerlidir: Kur'an bu konuya birkaç yerde değinir (Bakara 2/65, A'râf 7/163, Nisâ 4/154) ve ayrıntıya girmez. Oraya dayanıyorum.
A'râf, Bakara'nın vermediği bir bilgiyi veriyor ve bu, iki metinden doğrulanabilir bir farktır: olayda üç grup vardır, iki değil.
| Grup | Ayet | Ne yapıyor | Sonu |
|---|---|---|---|
| 1 | 163 | Ya'dûne fi's-sebt — yasağı çiğneyenler | Ehazne'llezîne zalemû (165) |
| 2 | 165 | Yenhevne ani's-sû — kötülükten alıkoyanlar | Enceynâ (165) — kurtarıldılar |
| 3 | 164 | Lime teızûne kavmen… — öğüt vermeyi gereksiz bulanlar | Metin söylemiyor |
Üçüncü grubun akıbeti ayette bildirilmiyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir boşluktur ve klasik tefsirlerde çokça tartışılmıştır.
| Görüş | Üçüncü grup ne oldu | Dayanak |
|---|---|---|
| 1 | Kurtulanlara dahildir — yasağı çiğnemediler | 165. ayette yalnız iki grup anılıyor: enceynâ ve ehaznâ; üçüncü grup yasağı çiğneyenler arasında sayılmıyor |
| 2 | Yakalananlara dahildir — susmayı seçtiler | 165. ayette kurtarılanlar ellezîne yenhevne ani's-sû diye adlandırılıyor; üçüncü grup bu tarife girmiyor |
| 3 | Metin bilerek susuyor — akıbet bildirilmemiştir | Ayetin iki grup sayması ve üçüncüsünü sayıma katmaması |
| # | Gerekçe | Kime bakıyor |
|---|---|---|
| 1 | Ma'zireten ilâ rabbiküm | Öğüt verene — kendi hesabı |
| 2 | Ve leallehüm yettekūn | Muhataba — sonuç ihtimali |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı iki gerekçenin sırasıdır: birinci gerekçe, sonucun gerçekleşmemesi hâlinde de geçerli kalıyor. Yani öğüt, sonuca bağlı olmayan bir yükümlülük olarak veriliyor. Ve bu, itirazın kendisine cevaptır: itiraz "nasıl olsa helâk edilecekler" diyordu.
Bu ifade hakkındaki ihtilaf Bakara 2/65'te tablolandı ve oraya dayanıyorum. Orada kaydedilenler tekrarlanmayacak; ihtilafı buraya taşıyıp dayanaklarıyla tablolamakla yetiniyorum:
| Görüş | Ne anlaşılıyor | Dayanak | Zorluğu |
|---|---|---|---|
| 1 | Gerçek bir dönüşüm | İfadenin zâhiri; kûnû emrinin bir oluş bildirmesi; çoğunluğun görüşü olması | Metin sürecin ayrıntısını vermiyor |
| 2 | Benzetme — kalplerin ve davranışların maymunlaşması, taklitçiliğe ve hilekârlığa düşmek | Arapçada bu tür anlatımın yaygınlığı; ve erken dönemde de dile getirilmiş olması | Kûnû emrinin zâhiri bir oluş bildirmesi |
Ve Bakara 2/65'te kaydedilen ve iki görüşten bağımsız olarak geçerli olan tespit burada da geçerlidir; oraya dayanıyorum: seçilen hayvan tesadüfi değildir. Maymun, taklit eden hayvandır — görüntüyü kopyalar, işlevi anlamaz. Yapılan şey de tam buydu: yasağın görüntüsü korunmuş, anlamı taklit edilmişti. Ceza, suçun kendi diliyle adlandırılıyor.
| Yer | İfade |
|---|---|
| Bakara 2/65 | Fe-kulnâ lehüm kûnû kıradeten hâsiîn |
| A'râf 7/166 | Fe-lemmâ atev an mâ nühû anhü kulnâ lehüm kûnû kıradeten hâsiîn |
A'râf, aynı cümlenin başına bir şart cümlesi ekliyor: fe-lemmâ atev an mâ nühû anh — "yasaklandıkları şeyde haddi aşınca". Bakara'da bu kayıt yoktur.
ع-ت-و kökü yetmiş yedinci ayette geçmişti (ve atev an emri rabbihim — Semûd). Aynı kök, iki ayrı topluluk. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
خَٰسِـِٔين — kök خ-س-أ: kovulmak, uzaklaştırılmak; dilciler kökü bir hayvanı "kışt" diye kovmak için kullanılan sese bağlar. Bakara 2/65'te işlendi.