وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
Ve'llezîne kezzebû bi-âyâtinâ senestedricühüm min haysü lâ ya'lemûn · Ve ümlî lehüm, inne keydî metîn · E-ve lem yetefekkerû, mâ bi-sâhıbihim min cinneh, in hüve illâ nezîrun mübîn · E-ve lem yenzurû fî melekûti's-semâvâti ve'l-ardı ve mâ halakallâhu min şey'in ve en asâ en yekûne kadi'kterabe ecelühüm, fe-bi-eyyi hadîsin ba'dehû yü'minûn · Men yudlilillâhu fe-lâ hâdiye leh, ve yezeruhüm fî tuğyânihim ya'mehûn
"Âyetlerimizi yalanlayanları, bilmedikleri yerden adım adım yaklaştıracağız. · Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tedbirim sağlamdır. · Düşünmediler mi? Arkadaşlarında hiçbir delilik yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır. · Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı şeylere ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? Peki bundan sonra hangi söze inanacaklar? · Allah kimi saptırırsa, artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur; onları taşkınlıkları içinde bocalar hâlde bırakır."
د-ر-ج kökü: basamak, derece; ve basamak basamak ilerlemek. Derece aynı köktendir. X. bâb (istedrece) — birini basamak basamak, fark ettirmeden bir yere getirmek.
Bunu bir kelime kaydı olarak veriyorum ve dayanağı kökün somut anlamıdır: kelime, ani bir yakalayış değil, farkedilmeyen bir yaklaşma resmi kuruyor. Ve bu, sûrenin doksan beşinci ayetiyle uyumludur: orada bolluk verilmiş, sonra ansızın yakalanmıştı.
كَيْدِى مَتِينٌ — م-ت-ن kökü: sırt ve bel bölgesindeki güçlü kas; ve buradan sağlamlık, dayanıklılık.
Ve keyd kelimesi için, doksan dokuzuncu ayette mekr için düşülen tenzih kaydı burada da geçerlidir. Tekrarlamıyorum.
Bu ayet, sûrenin altmış üçüncü ve altmış dokuzuncu ayetlerinde açılan halkayı kapatıyor. Bu bağ metinden okunur:
| Ayet | Kim | İtiraz / cevap |
|---|---|---|
| 63 | Nûh | E-ve acibtüm en câeküm zikrun min rabbiküm alâ racülin minküm |
| 69 | Hûd | Aynı cümle |
| 184 | Muhataba | E-ve lem yetefekkerû, mâ bi-sâhıbihim min cinneh |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı kelimenin kendisidir: cevap bir delil sıralamasıyla değil, bir tanışıklık hatırlatmasıyla veriliyor. Ayet "onu tanıyorsunuz" diyor. Ve bu, kıssalardaki racülün minküm (içinizden bir adam) itirazına verilmiş cevaptır: yakınlık, itiraz sebebi değil delil sayılıyor.
م-ل-ك kökü: sahip olmak, hüküm sahibi olmak. Melekût kalıbı, Arapçada mübalağa bildirir: mülkün en geniş ve en kuşatıcı hâli.
Mü'minûn 23/88'de kaydedilmişti: kelime Kur'an'da dört yerde geçer — En'âm 6/75, A'râf 7/185, Mü'minûn 23/88, Yâsîn 36/83. Oraya dayanıyorum.
Ve fiilin seçimi kaydedilmelidir: e-ve lem yenzurû fî melekût — edat fî (içine). "Bakmak" değil, "içine bakmak".
Terkip Mü'minûn'de tablolandı ve orada Kur'an'daki düzenli geçişleri sayılmıştı — Bakara 2/15, En'âm 6/110, A'râf 7/186, Yûnus 10/11. Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.