إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ فَٱدْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ لَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
İnne'llezîne ted'ûne min dûnillâhi ıbâdün emsâlüküm, fed'ûhüm fe'l-yestecîbû leküm in küntüm sâdikīn · E-lehüm ercülün yemşûne bihâ, em lehüm eydin yebtışûne bihâ, em lehüm a'yünün yubsırûne bihâ, em lehüm âzânün yesmeûne bihâ, kuli'd'û şürakâeküm sümme kîdûni fe-lâ tunzırûn
"Allah'tan başka çağırdıklarınız, sizin gibi kullardır. Haydi onları çağırın da size cevap versinler — doğru söylüyorsanız! · Onların yürüyecekleri ayakları mı var? Tutacakları elleri mi var? Görecekleri gözleri mi var? İşitecekleri kulakları mı var? De ki: 'Ortaklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun ve bana hiç göz açtırmayın.'"
Yüz doksan beşinci ayet dört organ sayıyor ve sayımın yapısı, yüz yetmiş dokuzuncu ayetle doğrudan karşılaştırılmalıdır. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür ve kaydedilmesi gereken en dikkat çekici örtüşmelerden biridir:
| 7/179 — insan için | 7/195 — çağrılanlar için | |
|---|---|---|
| Kuruluş | Lehüm … lâ yefkahûne bihâ — organ var, işlemiyor | E-lehüm … yemşûne bihâ — organ var mı? sorusu |
| Kalp | Kulûbün lâ yefkahûne bihâ | (yok) |
| Göz | A'yünün lâ yubsırûne bihâ | A'yünün yubsırûne bihâ |
| Kulak | Âzânün lâ yesmeûne bihâ | Âzânün yesmeûne bihâ |
| Ayak | (yok) | Ercülün yemşûne bihâ |
| El | (yok) | Eydin yebtışûne bihâ |
Bir — iki ayet aynı iki kelimeyi paylaşıyor: a'yün ve âzân; ve aynı fiilleri: yubsırûne bihâ, yesmeûne bihâ.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı iki ayetin ortak kelimeleridir: sûre aynı ölçüyü iki tarafa da uyguluyor. Önce çağırana: "organların var, kullanmıyorsun." Sonra çağrılana: "organların var mı?" Ve ölçü tektir: bir şeyin ne olduğu değil, ne yapabildiği.
Ve bu ölçü sûrede daha önce de kullanılmıştı — yüz kırk sekizinci ayette buzağı için: e-lem yerav ennehû lâ yükellimühüm ve lâ yehdîhim sebîlâ. Yani sûre aynı ölçüyü üç ayrı yerde kuruyor (148, 179, 195). Bu, sayılabilir bir veridir.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: cümle çağrılanları yok saymıyor; konumlarını bildiriyor. Ibâdün emsâlüküm — "sizin gibi kullar".
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimedir: karşı çıkılan şey varlıkları değil, konumlarına yakıştırılan iştir. Ve bu, yetmiş birinci ayetteki esmâin semmeytümûhâ cümlesiyle aynı çizgidedir: mesele adlandırmada.
ب-ط-ش kökü: bir şeyi güçle kavramak, şiddetle tutmak. Kelimenin seçimi kaydedilmeye değer: "tutmak" için sade bir fiil değil, güç bildiren bir fiil seçilmiş.
Hûd 11/55'te kaydedilmişti ve oraya dayanıyorum: bu kalıp Kur'an'da başka yerlerde de geçer — sümme kîdûnî fe-lâ tunzırûn (A'râf 7/195); fe-ecmiû emraküm ve şürakâeküm (Yûnus 10/71). Bunlar aynı ailedendir.
ن-ظ-ر kökü burada "mühlet vermek" anlamındadır ve sûrenin on beşinci ayetinde geçmişti: inneke mine'l-münzarîn.
Aynı kök, iki ayrı yerde: on beşinci ayette İblîs'e mühlet veriliyor; yüz doksan beşinci ayette elçi mühlet istemiyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve bunu bir gözlem olarak kaydediyorum.
| Ayet | Ne bildiriliyor |
|---|---|
| 196 | İnne veliyyiye'llâhü'llezî nezzele'l-kitâbe ve hüve yetevelle's-sâlihîn — velinin kim olduğu |
| 197 | Ve'llezîne ted'ûne min dûnihî lâ yestatîûne nasraküm ve lâ enfüsehüm yansurûn — kendilerine bile yardım edemiyorlar |
| 198 | Ve in ted'ûhüm ile'l-hüdâ lâ yesmeû, ve terâhüm yenzurûne ileyke ve hüm lâ yubsırûn — bakıyorlar ama görmüyorlar |
Ve yüz doksan sekizinci ayetteki son cümle kaydedilmelidir: ve terâhüm yenzurûne ileyke ve hüm lâ yubsırûn.
Bu, yüz kırk üçüncü ayette çözümlenen iki kökün (ن-ظ-ر ve ب-ص-ر) aynı cümlede yan yana gelmesidir: bakış var, görme yok.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı iki kökün farkıdır: ayet, bakmakla görmenin aynı şey olmadığını cümle içinde gösteriyor.