7/85-93 — Şuayb
Ve ilâ Medyene ehâhüm Şuaybâ, kāle yâ kavmi'büdullâhe mâ leküm min ilâhin ğayruh, kad câetküm beyyinetün min rabbiküm, fe-evfu'l-keyle ve'l-mîzâne ve lâ tebhasü'n-nâse eşyâehüm ve lâ tüfsidû fi'l-ardı ba'de ıslâhıhâ, zâliküm hayrun leküm in küntüm mü'minîn
"Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı [gönderdik]. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın; insanların eşyasını eksik vermeyin; düzene sokulmuşken yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanıyorsanız bu sizin için daha hayırlıdır.'"
Dört kıssada ortak açılış cümlesinden sonrası farklıydı (yukarıdaki kalıp tablosunda verildi). Şuayb'de o yer üç yasak ile doldurulmuştur ve üçü de ölçüyle ilgilidir:
| # | Emir/yasak | Alan |
|---|---|---|
| 1 | Fe-evfu'l-keyle ve'l-mîzân | Ölçü ve tartı — olumlu emir |
| 2 | Ve lâ tebhasû'n-nâse eşyâehüm | Eksik verme — yasak |
| 3 | Ve lâ tüfsidû fi'l-ardı ba'de ıslâhıhâ | Yeryüzü — yasak |
Üçüncüsü, elli altıncı ayetin birebir aynısıdır ve bu tekrar sûrenin yapı bölümünde tablolanmıştı: sûre, kendi emrini bir peygamberin ağzına koyuyor. Hûd Tablo 4'te Hûd sûresinin aynı işi dört kez yaptığı gösterilmişti (istağfirû rabbeküm sümme tûbû ileyh → 11/3 ve üç peygamberin ağzı). Oraya dayanıyorum: A'râf aynı tekniği bir kez uyguluyor.
ب-خ-س kökü: bir şeyin hakkını eksik vermek, değerini düşürmek. Fiil Şuayb'in ağzında Kur'an'ın başka yerlerinde de geçer (Şuarâ 26/183; Hûd 11/85) ve Mutaffifîn'de ölçü bahsi ayrıntılı işlendi. Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
Ve lâ tak'udû bi-külli sırâtın tûıdûne ve tasuddûne an sebîlillâhi men âmene bihî ve tebğûnehâ ıvecâ "Her yolun başına oturup tehdit etmeyin; inananları Allah'ın yolundan alıkoymayın ve o yolu eğri göstermeye çalışmayın."
| Ayet | Kim | Cümle |
|---|---|---|
| 16 | İblîs | Le-ak'udenne lehüm sırâteke'l-müstakīm |
| 86 | Medyen | Ve lâ tak'udû bi-külli sırâtın tûıdûne |
Aynı fiil (ق-ع-د — oturmak) ve aynı kelime (sırât). Birincisi bir niyet bildirimi, ikincisi bir yasak.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı iki ayetin fiil ve nesnesidir: sûre, on altıncı ayette tarif edilen işi seksen altıncı ayette bir insan topluluğuna yasaklıyor. Yani yolun başına oturmak, sûrede önce bir tavır olarak anlatılıyor, sonra insanın yapabileceği bir şey olarak yasaklanıyor. Bu bir izahtır, bir hüküm değil.
Ve ve tebğûnehâ ıvecâ cümlesi sûrede iki kez geçiyor (45 ve 86) — yapı bölümünde sayılmıştı. Birincisi ahiret sahnesinde zalimlerin vasfıydı; ikincisi burada bir yasak.
ع-و-ج kökü: eğrilik. Ve dilciler ıvec (kesreli) ile avec (fethalı) arasında bir ayrım kaydeder: avec gözle görülen eğrilik (değnek, duvar), ıvec ise görülmeyen eğrilik (söz, din, yol) için kullanılır. Bu ayrım nakledilir ve ayetle uyumludur; nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Şuayb kıssasında mele iki kez geçer ve bu, sûrede bir peygamber için en yüksek sayıdır. Yapı bölümünde sayılmıştı; burada işleniyor:
| Ayet | Nasıl nitelendiği | Kime söylüyor | Ne söylüyor |
|---|---|---|---|
| 88 | El-meleü'llezîne'stekberû | Şuayb'e ve iman edenlere | Le-nuhricenneke … ev le-teûdünne fî milletinâ — sürgün ya da dönüş |
| 90 | El-meleü'llezîne keferû | Kendi kavimlerine | Le-ini'tteba'tüm Şuayben inneküm izen le-hâsirûn — takip edene kayıp uyarısı |
İki hitabın yönü farklıdır: biri dışa, öteki içe. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: karşı taraf önce elçiyle konuşuyor, sonra elçiyi dinleyebilecek olanlarla.
| Ayet | Cümle |
|---|---|
| 90 | Le-ini'tteba'tüm Şuayben inneküm izen le-hâsirûn |
| 92 | Ellezîne kezzebû Şuayben kânû hümü'l-hâsirîn |
Aynı kelime, ters özne. "Uyarsanız kaybedersiniz" diyenler için "asıl kaybedenler onlardı" deniyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Seksen sekizinci ayetteki ev le-teûdünne fî milletinâ ("yahut dinimize dönersiniz") ve seksen dokuzuncu ayetteki in udnâ fî milletiküm ifadesi üzerinde dilciler durur.
Mesele şudur: avdet (dönmek) fiili, daha önce o hâlde bulunmuş olmayı gerektirir mi? Klasik tefsirlerde iki izah nakledilir ve tabloyla veriyorum:
| Okuma | Avd burada ne | Dayanak |
|---|---|---|
| 1 | Fiil "girmek, geçmek" anlamındadır; önceden o hâlde bulunmayı gerektirmez | Arapçada âde fiilinin sâra (oldu, hâline geldi) anlamında kullanılması |
| 2 | Söz, iman edenlerin çoğunluğuna göre söylenmiştir; kalabalığın hâli topluluğa nispet edilmiştir | Cümlenin muhatabının Şuayb ve beraberindekiler olması — ikinci grup için avdet gerçek anlamdadır |
İki izah da nakledilir; tercih dayatmıyorum. Bu bir dil meselesidir ve peygamberler hakkında bir hüküm kurmak için kullanılmaz (STYLE).
غ-ن-ي kökü: bir yerde yerleşip kalmak, orada ihtiyaçsız yaşamak. Mağnâ — oturulan yer. Kalıp "sanki orada hiç oturmamışlar gibi" demektir.
Hûd Tablo 3'te bu kalıp Hûd sûresinin beş kapanış kalıbından biri olarak sayılmıştı (11/68, 11/95). Oraya dayanıyorum.
Ve dizim nüktesi kaydedilmelidir: doksan ikinci ayette ellezîne kezzebû Şuayben ifadesi iki kez geçiyor — cümlenin başında ve ortasında. Zamir kullanılabilirdi, kullanılmamış.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: tekrar, öznenin kim olduğunu iki kez sabitliyor. Ve ikinci cümlede hüm (onlar) zamiri de ayrıca ekleniyor: kânû hümü'l-hâsirîn — fasıl zamiri, sınırlama bildirir: "asıl kaybedenler onlardı".