وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا · يُبَصَّرُونَهُمْ
Ve lâ yes'elü hamîmün hamîmâ · Yübassarûnehum "Hiçbir dost bir dostu sormaz. Oysa birbirlerine gösterilirler."
Sekiz ve dokuzuncu ayetler kozmik bir manzaraydı: gök, dağlar. Onuncu ayet birden iki kişi arasına iniyor.
Ve bu geçiş, sûrenin ne yapmak istediğini gösteriyor. Kıyamet sahnesi burada bir dekor; asıl konu, o dekorda insanlar arasında ne kaldığı.
Kök: ح-م-م. Bu kelime Hâkka 69/35 bölümünde ayrıntılı işlendi: kökün iki anlam dalı (kaynar su / yakın dost), dilcilerin kurduğu "ısı" bağı, ve hamîmin "ilgisi sıcak olan" demek olması. Tekrarlamıyorum.
| Hâkka 69/35 | Meâric 70/10 | |
|---|---|---|
| İfade | فَلَيْسَ لَهُ … حَمِيمٌ | وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا |
| Ne söylüyor | Onun dostu yok | Dostu olanın dostu işe yaramıyor |
| Kimin hakkında | Belirli bir kişi | Herkes |
İki sûre iki aşamayı veriyor. Hâkka'da bir kişinin hiç dostu yoktu. Meâric'te dostlar var — ve fayda etmiyor.
İkincisi daha ağırdır. Çünkü dostsuzluk bir yoksunluktur; dostu olup işe yaramaması bir çöküştür. Birincisinde eksik olan bir şey vardı; ikincisinde var olan bir şey çalışmıyor.
Ayet zamir kullanmıyor. "Bir dost onu sormaz" denebilirdi; denmemiş. Kelime iki kez tekrarlanmış: hamîmün hamîmâ.
Kâria ve Hâkka bölümlerinde kaydedildiği gibi, Arapçada zamirle idare edilebilecek yerde ismin tekrarı bir vurgu işlemidir.
Burada vurgunun işlevi şu olabilir — kendi okumam olarak kaydediyorum: kelime iki tarafa da veriliyor. Yani ilişkinin iki ucu da hamîmdir; biri sormuyor, öteki de sormuyor. Karşılıklılık kelimenin tekrarıyla gösteriliyor.
Ve hamîmin "sıcak" anlamı düşünüldüğünde, iki sıcak arasında hiçbir şeyin geçmediği bir sahne kuruluyor.
Sormak, insanlar arasındaki en küçük temastır. Bir yardım değil, bir hâl hatır sorma. Hiçbir bedeli yoktur.
Yani ayet, ilişkilerin en zayıf halkasını seçiyor ve onun bile kopmuş olduğunu söylüyor. Mâûn bölümünde kaydedilen yöntemin aynısı: "eşiği kademe kademe indirmek." Mâûn son ayetinde bir kova istemişti; Meâric burada bir soru istiyor.
Fiilin iki okuyuşu. Klasik kaynaklarda fiilin etken (yes'elü — "sormaz") ve edilgen (yüs'elü — "sorulmaz") okunduğu nakledilir. Hangi okuyuşun hangi imama ait olduğunu kesin veremediğim için isim vermiyorum.
- Etken: dost dostu sormaz — kimse kimseyi merak etmiyor.
- Edilgen: bir dosta, dostu [hakkında] sorulmaz — kimse kimseden sorumlu tutulmuyor, hiç kimse başkasının yükünü taşımıyor.
İkinci okuyuş, Kur'an'ın "hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez" (En'âm 6/164 ve başka yerler) ilkesiyle uyumludur.
Birinci ayette bir sâil vardı: soruyordu ve cevap istemiyordu. Onuncu ayette bir hamîm var: soramıyor, ve sormak isterdi.
İki sahne arasında bir tersleme var: dünyada soru soruyordu ama cevap umurunda değildi; o gün cevap her şeydir ama soru soramıyor.
Kök: ب-ص-ر. Görmek. Ve fiil burada iki katmanlıdır: hem tef'îl babında (görmeyi sağlamak) hem edilgen (yübassarûne — gösterilirler).
Cümle şöyle olsaydı anlaşılırdı: "dost dostu sormaz, çünkü göremez." Kalabalıkta kaybolmuşlardır, tanıyamazlar.
Ayet tam tersini söylüyor: görüyorlar. Hatta gösteriliyorlar — yani görme, tesadüfen değil, bir işlemle sağlanıyor.
Bu, Kur'an'ın kıyamet sahnelerinde birkaç kez kurduğu bir tablodur ve Abese sûresinde en açık biçimini alır. Ona birazdan geleceğim.
Zamirlerin dizilişi. Yübassarûne-hum — "onlar, onlara gösterilir". İki çoğul zamir. Ayet tekilden (bir dost) çoğula (hepsi) geçiyor: onuncu ayet bir ilişkiyi anlatıyordu, on birinci ayet bütün ilişkileri.
Bir bağ. ب-ص-ر kökü, bir önceki sûrenin otuz sekizinci ayetinde de geçiyordu: "gördüklerinize ve görmediklerinize" (Hâkka 69/38-39). Orada görme, yeminin bölme ölçüsüydü. Burada görme, işe yaramayan bir imkân.