يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ · وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
Yevme tekûnü's-semâü ke'l-mühl · Ve tekûnü'l-cibâlü ke'l-ihn "O gün gök erimiş maden gibi olur, dağlar da yün gibi olur."
Sûre burada sahneyi açıyor ve iki benzetmeyle açıyor. Bu yapı Kâria sûresinde de vardı ve orada ayrıntılı işlendi.
Kâria bölümünde bu ayet zaten anıldı ve şu kaydedilmişti: "Meâric 70/9 ile Kâria 101/5 neredeyse aynıdır: 've dağlar yün gibi olur.' Kâria tek bir kelime ekliyor: ٱلْمَنفُوش."
- عِهْن — yün; çoğunluğa göre özellikle boyanmış yün. Bir kısım dilci renk kaydının bulunmadığını söyler; ihtilaf kaydedildi.
- ٱلْمَنفُوش — atılmış, didiklenmiş; kök ن-ف-ش. Ham yün atılınca lifler ayrılır, hacim büyür, ağırlık aynı kalır, yoğunluk düşer.
- Kâria bölümünde kaydedilen sonuç: "Meâric 70/9 birinci kademeyle yetiniyordu. Kâria ikincisini ekliyor… sûre, dağın ağırlığını iki adımda sıfırlıyor."
Bunları tekrarlamıyorum. Buraya eklenecek olan, Meâric'in kendi çiftidir — çünkü Kâria'nın çifti başkaydı.
| Kâria 101/4-5 | Meâric 70/8-9 | |
|---|---|---|
| Birinci benzetme | İnsanlar → savrulmuş kelebekler | Gök → erimiş maden |
| İkinci benzetme | Dağlar → atılmış yün | Dağlar → yün |
| Çiftin mantığı | En hafif canlı ↔ en ağır cisim | En yüksek ↔ en sağlam |
| Ortak sonuç | İkisi de savruluyor | İkisi de katılığını kaybediyor |
- Gök, mühl oluyor: katıdan sıvıya. Erime, aşağı doğru bir çözülmedir; erimiş şey akar, dibe iner.
- Dağlar, ihn oluyor: katıdan kabarığa. Yün havadır; yukarı kalkar, uçar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. İki maddenin fiziksel özellikleri (erimiş maden akar, atılmış yün uçar) tartışmasızdır; iki yönün karşıtlığından çıkardığım sonuç bana aittir.
Kök: م-ه-ل. Ve kökün Arapçadaki asıl anlamı burada işlemiyor gibi görünür, bu yüzden dikkat gerekiyor.
مَهْل — ağır davranmak, acele etmemek. Mühlet (süre tanımak), imhâl, temehhül aynı kökten. Kur'an'da: "Kâfirlere mühlet ver" (Târık 86/17 — emhilhüm).
ٱلْمُهْل ise klasik kaynaklarda şöyle tarif edilir: erimiş maden, eritilmiş bakır ya da kurşun; bir kısım dilciye göre zeytinyağının tortusu, koyu ve kara sıvı.
İki anlam arasındaki bağ: erimiş maden ağır akar. Suyun akışı hızlıdır; erimiş metalin akışı yavaş ve ağırdır. Mehl kökündeki "ağır davranma" ile mühlün "ağır akan sıvı" oluşu aynı fikirde birleşiyor.
Bu izahı naklediyorum; kökün tarihî gelişimi hakkında kesin hüküm vermiyorum. Ayette işleyen anlam, dilcilerin çoğunluğuna göre erimiş madendir.
"Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kızıl bir gül olduğu zaman…" (Rahmân 55/37)
Buradaki ٱلدِّهَان kelimesi de erimiş, koyu bir madde bildirir ve mühl ile aynı alandadır. İki ayet aynı görüntüyü iki farklı maddeyle veriyor.
Hâkka bölümünde göğün kıyametteki hallerinin bir tablosu verilmişti (küşitat, infetarat, tuşakkak, tuvâ, vâhiye, verdeten ke'd-dihân). Meâric bu listeye bir madde daha ekliyor: ke'l-mühl.
Ve Hâkka bölümünde kaydedilen ölçü burada da işliyor: göğün Kur'an'daki asıl sıfatı sağlamlıktır (şidâd, mahfûz, lâ fütûr). Kıyamet sahneleri o sağlamlığın kaybını anlatır. Hâkka vâhiye (dokusu gevşemiş) diyordu; Meâric ke'l-mühl (erimiş) diyor.
Kâria bölümünde iki benzetmenin "ke + belirli isim + belirli ism-i mef'ûl" kalıbıyla eşleştirildiği kaydedilmişti. Meâric'in kalıbı daha yalındır: ism-i mef'ûl yok.
Ve fasılası da buna göre: el-mühl / el-ihn — kısa, tek heceli sonlar. Kâria'nın el-mebsûs / el-menfûşu daha uzun ve daha yoğundu.
Yani Meâric aynı sahneyi daha hızlı geçiyor. Sebebi belli olabilir: Meâric'in konusu manzara değil, manzaranın ortasındaki insan ilişkileridir. Nitekim bir sonraki ayette hemen oraya geçiyor.