إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ · ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
İlle'l-musallîn · Ellezîne hüm alâ salâtihim dâimûn "Ancak namaz kılanlar müstesna — onlar ki namazlarına devam ederler."
- Muttasıl: istisna edilen, aslında o cinsin içindedir. "İnsanlar geldi, Zeyd hariç" — Zeyd de insandır.
- Munkatı': istisna edilen, o cinsten değildir.
Buradaki istisna muttasıldır ve bunun kabul görmüş olması önemli bir sonuç doğuruyor: namaz kılanlar da helû' yaratılmıştır.
Yani sûre farklı bir insan türü ayırmıyor. Aynı yapıdaki insanlardan bir kısmının, o yapının dışına çıktığını söylüyor.
Ve bu, on üç ayetlik listeyi bir çıkış yolu haline getiriyor: liste, helû'luktan çıkma yollarını sayıyor.
Kelime Mâûn 107/4 bölümünde ayrıntılı işlendi. Tekrarlamıyorum; özet:
- Musallî, "salât eden"; tef'îl babından ism-i fâil. Kök ص-ل-و.
- Kökün asıl anlamı üzerinde görüşler var; yaygın olanı duadır. Bir başka izah salevân kelimesine (belin alt ucundaki iki kemik) bağlar ve rükûdaki eğilme hareketinden geldiğini söyler.
- Ve orada aktarılan dil nüktesi: "at yarışlarında ikinci gelen ata musallî denir — çünkü başı, önündeki atın salevânına yakın gelir… musallî, kelimenin en somut halinde 'hemen arkadan gelen, izleyen, peşi sıra giden' demektir."
Bir kayıt. Bir önceki sûrede (Hâkka 69/31) صَلُّوهُ fiili geçmişti ve o ص-ل-ي kökündendir: ateşe atmak. İki kök ayrıdır ve bu ayrım A'lâ 87/12-15 bölümünde açıkça kaydedilmişti. Bu ses yakınlığından bir anlam çıkarmıyorum.
Mâûn bölümünde şu kaydedilmişti ve sûrenin en çok yanlış anlaşılan yeri olduğu için açıkça vurgulanmıştı: Mâûn 107/4'teki veyl, namaz kılanlara değil, beşinci ayetteki sıfatla nitelenmiş bir namaz haline yöneliktir.
| Mâûn 107/5 | Meâric 70/23 | |
|---|---|---|
| Kalıp | ellezîne hüm | ellezîne hüm |
| Harf | عَن (uzaklaşma) | عَلَىٰ (üzerinde durma) |
| Tamlama | salâtihim | salâtihim |
| Nitelik | sâhûn (gafil) | dâimûn (sürekli) |
Mâûn bölümünde kaydedilen sonuç şuydu: "İki ayet aynı kalıbı kullanıyor ve tek fark harfte… Kur'an'ın kendi içindeki bu karşıtlık, an'ın burada 'içinde' anlamına gelemeyeceğini gösteren en güçlü karinedir."
Bunu tekrarlamıyorum. Ama tabloyu tamamlayabilirim — çünkü Kur'an bu kalıbı bir üçüncü harfle de kullanıyor.
"Onlar ki namazlarında huşû içindedirler." (Mü'minûn 23/2 — ellezîne hüm fî salâtihim hâşiûn)
| Mâûn 107/5 | Mü'minûn 23/2 | Meâric 70/23 | |
|---|---|---|---|
| Kalıp | ellezîne hüm | ellezîne hüm | ellezîne hüm |
| Harf | عَنْ — den, dan | فِى — içinde | عَلَىٰ — üzerinde |
| Nitelik | sâhûn — gafil | hâşiûn — huşû içinde | dâimûn — sürekli |
| Neye bakıyor | Namazdan uzaklık | Namazın içi | Namaza bağlılık |
| Hüküm | Yergi | Övgü | Övgü |
Mâûn bölümünde kurulan tabloda iki harf vardı ve orada şu kaydedilmişti: "Ayet 'fî salâtihim sâhûn' — 'namazlarında yanılanlar' — deseydi anlam tamamen başka olurdu."
Ve Mü'minûn 23/2 tam olarak o cümleyi kuruyor — ama sâhûn değil hâşiûn ile. Yani Kur'an fî harfini de kullanıyor, ve kullandığında namazın içindeki haldan söz ediyor.
Üç ayet birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur: namaz üç ayrı yerden değerlendirilebilir — ona olan mesafe (an), onun içi (fî), ve ona olan bağlılık (alâ). Kur'an üçünü de ayrı harflerle adlandırıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Üç ayetin lafızları doğrulanabilir verilerdir; Mâûn bölümündeki iki harflik tablo oradan alınmış ve üçüncü halka buraya eklenmiştir.
Kelimenin somut kullanımı ilginçtir ve iki okuyuşu doğuruyor. Arapçada ٱلْمَاءُ ٱلدَّائِم — durgun su, akmayan su demektir. Yani kök, "devam etmek" kadar "hareketsiz kalmak" anlamını da taşır.
| Okuyuş | Kökün hangi yönü | Anlam |
|---|---|---|
| Süreklilik | Devam etmek | Namazı hiç bırakmazlar; vakitlerini kaçırmazlar |
| Sükûnet | Durgun olmak | Namazlarında sakindirler; acele etmez, kıpırdanmazlar |
Kanaatimce ikisi de metne uyuyor ve aralarında seçim yapmayı gerektiren bir delil yok. Tercih dayatmıyorum.
Ancak ikinci okuyuş, listenin son maddesiyle karşılaştırıldığında bir şey kazanıyor — çünkü liste namazla kapanacak ve orada başka bir kelime kullanılacak.
Mâûn bölümünde bu ayrım kaydedilmişti: "Arapçada bu, sabitlik ve süreklilik bildirir. Yani 'bazen gaflet ediyorlar' değil, 'gafil olmak onların halidir.' Geçici bir durum değil, yerleşmiş bir vasıf."
Mâûn bölümünde kaydedildiği gibi, buradaki hüm gramer açısından zorunlu değildir: ellezîne alâ salâtihim dâimûn denebilirdi. Eklenmesi tahsis ve pekiştirme içindir: "işte onlar, tam da onlar."
Ve bu zamir listede altı kez tekrarlanacak. Sûrenin 22-34. ayetleri arasında ٱلَّذِينَ هُمْ kalıbı altı yerde geçer (23, 27, 29, 32, 33, 34); iki yerde ise zamir düşürülür (24 ve 26).
Bu dağılım kayda değer ve ona sırası geldiğinde döneceğim: zamirin düştüğü iki madde, listenin iki farklı türden maddesidir.