ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
Kök: خ-ل-ف. Kökün asıl anlamı arkada olmak, ardından gelmektir. Türevleri kökün somutluğunu gösteriyor:
اِخْتِلَاف, iftiâl babındadır ve anlamı şudur: birbirinin arkasında gitmek, yani aynı yolda yürümemek, her biri başka bir izden gitmek.
Bu, Türkçedeki "ihtilaf" kelimesinin karşıladığından biraz farklıdır. Türkçede ihtilaf "anlaşmazlık"tır; Arapçada kökün verdiği görüntü yol ayrımıdır: bir grup insan yürürken kimi bir yana kimi öbür yana sapar ve aralarındaki mesafe açılır.
Kelimenin bu somut yanı önemlidir, çünkü ihtilafın sonucu bir tartışma değil, bir dağılmadır. Ve bu tefsirde birkaç kez kaydedildiği gibi (Beyyine bölümünde ayrıntılı olarak), Kur'an'ın ihtilafla ilgili en sert tespiti şudur: bölünme çoğu zaman delil gelmeden önce değil, geldikten sonra olur.
Ayet "onun hakkında" diyor; zamir bir önceki ayetteki nebe'e dönüyor. Yani ihtilafın konusu büyük haberdir.
Ve dirilişteki ihtilaf, Mekke'de gerçekten çok yönlüydü. Kur'an'ın kaydettiği tepkiler tek tip değildir:
- Düpedüz inkâr: "Hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız, bizi ancak zaman helâk eder" (Câsiye 45/24).
- İmkânsız görme: "Biz kemikler ve ufalanmış toz haline geldiğimizde mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" (İsrâ 17/49).
- Alay ederek isteme: "Ne zaman bu vaat?" (Yûnus 10/48).
- Şüpheyle bekleme: "Zannediyoruz ama kesin bilmiyoruz" anlamındaki tavırlar (Câsiye 45/32).
- Kabul edip başka türlü anlama: kimi rivayetlerde bazı grupların dirilişi ruhî bir dönüş olarak anladıkları nakledilir.
| Görüş | İzah |
|---|---|
| Kendi aralarında | İnkârcılar aynı meseleyi farklı biçimlerde reddediyor; ortak bir cevapları bile yok |
| Mü'minlerle | Bir taraf kabul ediyor, diğer taraf reddediyor; ihtilaf iki grup arasında |
Birinci görüşün metinde bir desteği var: birinci ayetteki fiil تَسَاءَلdır — birbirlerine soruyorlar. Sorunun kendi içlerinde dolaşması, ihtilafın da kendi içlerinde olduğunu düşündürür.
İkinci görüş de mümkündür ve ikisi birbirini dışlamaz: bir topluluk bir haberi reddederken hem karşı tarafla hem kendi içinde ayrışabilir.
Bir gözlem ve kendi okumam. Bir haberi reddedenlerin kendi aralarında ayrışmış olması, reddin dayanaksızlığının bir belirtisidir. Bir şeyin doğruluğu tek türlü savunulur; yanlışlığı ise birçok türlü ileri sürülebilir, çünkü elde bir alternatif yoktur, sadece bir itiraz vardır.
Dikkat çeken bir dizim tercihi var: cümle مُخْتَلِفُونَ فِيهِ (onda ihtilaf edenler) değil, هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ biçiminde kurulmuş. Yani fîhi (onun hakkında) öne alınmış.
Arapçada normal yerinden öne alınan öğe tahsis ve vurgu kazanır. Buradaki vurgu şu anlama geliyor: ihtilaf ettikleri şey odur — başka bir şey değil.
Ve cümlenin isim cümlesi olması da anlamlıdır. Fiil cümlesi (yahtelifûne fîhi) kurulabilirdi; kurulmamış. Bu tefsirde birkaç kez kaydedildiği gibi, isim cümlesi süreklilik ve yerleşiklik bildirir. Yani ihtilaf, geçici bir tartışma değil; yerleşmiş bir durum.
1. Bir konuşma var (yetesâelûn) — mesele gündemde. 2. Konuşulan şey ağır (en-nebeü'l-azîm) — mesele ciddi. 3. Ama uzlaşı yok (muhtelifûn) — mesele çözülmemiş.
Bu üçlü, sûrenin geri kalanının niçin böyle kurulduğunu açıklıyor. Ağır ve çözülmemiş bir mesele karşısında yapılabilecek iki şey vardır: tartışmaya katılmak, ya da tartışmanın zeminini değiştirmek.
Ve bir bağ kurmak gerekiyor. Üçüncü ayette ihtilaf (ayrılma) var; on yedinci ayette يَوْمَ ٱلْفَصْلِ (ayırma günü) gelecek. İki kelime farklı köklerden, ama işleri aynı yönde: biri insanların bir konu hakkında ayrışmasını, diğeri o ayrışmanın karara bağlanmasını anlatıyor.
Yani sûre, insanların birbirinden ayrıldığı bir mesele için, ayırma gününü cevap olarak veriyor. İhtilafın çözümü tartışma değil, hüküm.