78/6-16 — Yeryüzü tablosu
Ayetleri tek tek işlemeden önce tablonun bütününe bakmak gerekiyor, çünkü tek tek okunduğunda kaçan bir şey var.
Arapçada bu kalıba istifhâm-ı takrîrî denir: muhataba, zaten bildiği ve inkâr edemeyeceği bir şeyi kendi ağzından kabul ettirmek için sorulan soru.
Kalıbın mantığı şudur: olumsuz bir cümle soru haline getirildiğinde, cevap zorunlu olarak olumlu olur. "Yapmadık mı?" sorusuna verilebilecek tek dürüst cevap "yaptınız"dır.
Türkçede aynı yapı vardır ve aynı işi görür: "Sana söylemedim mi?" cümlesi bilgi sormaz; kabul ettirir.
Neden bu kalıp seçilmiş? Çünkü sûrenin muhatabı bir inkârcıdır ve inkâr ettiği şey gelecektedir. Gelecek hakkında delil getirmek zordur; geçmiş hakkında getirmek kolaydır. Sûre, tartışmayı gelecekten geçmişe çekiyor.
Ve dikkat: sorulan şeylerin hiçbiri tartışmalı değil. Yeryüzünün üzerinde durulabilir olduğu, dağların bulunduğu, uykunun dinlendirdiği, gecenin örttüğü, güneşin ısıttığı, yağmurun yağdığı — bunların hiçbiri Mekke'de tartışılmıyordu.
| Ayet | Öğe | Ne diye adlandırılmış |
|---|---|---|
| 6 | Yeryüzü | مِهَادًا — beşik / döşek |
| 7 | Dağlar | أَوْتَادًا — kazıklar |
| 8 | İnsanlar | أَزْوَاجًا — çiftler |
| 9 | Uyku | سُبَاتًا — kesinti |
| 10 | Gece | لِبَاسًا — elbise |
| 11 | Gündüz | مَعَاشًا — geçim vakti |
| 12 | Gök | سَبْعًا شِدَادًا — yedi sağlam |
| 13 | Güneş | سِرَاجًا وَهَّاجًا — alev alev bir kandil |
| 14 | Bulut/rüzgâr | مُعْصِرَات — sıkışanlar; suyu ثَجَّاجًا — gürül gürül |
| 15 | Tane ve bitki | حَبًّا وَنَبَاتًا |
| 16 | Bahçeler | جَنَّٰتٍ أَلْفَافًا — sarmaş dolaş |
Daha da dar söylenirse: bir çadırın. Kazık, çadırı yere tutturan şeydir; örtü, çadırın kumaşıdır; kandil, içeriyi aydınlatan şeydir; yatak, içinde uyunan şeydir; su ve bahçe, çadırın kurulduğu yerin geçim kaynağıdır. Ve on ikinci ayetteki fiil بَنَيْنَاdır — bina ettik.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Kelimelerin tek tek anlamları tartışmasızdır ve aşağıda ayrı ayrı işlenecektir; bunların bir arada bir mesken tablosu kurduğu ise benim çıkardığım bir sonuçtur. Klasik müfessirlerin bir kısmı bu ayetleri "nimetlerin sayılması" başlığı altında toplar; mesken bağlantısı benim eklediğim bir okumadır.
Kurulan çadır sökülüyor. Ve sökülürken tam olarak kurulurken kullanılan iki öğe anılıyor: gök ve dağlar.
| Fiil | Nerede | Anlamı |
|---|---|---|
| نَجْعَلْ | 6 (ve 7 ona bağlı) | Yapmak, kılmak |
| خَلَقْنَا | 8 | Yaratmak |
| جَعَلْنَا | 9, 10, 11, 13 | Yapmak, kılmak |
| بَنَيْنَا | 12 | Bina etmek |
| أَنزَلْنَا | 14 | İndirmek |
| نُخْرِجَ | 15 | Çıkarmak |
Baskın fiil جَعَلَ'dir ve bu fiilin Arapçadaki özelliği önemlidir: halaka (yaratmak) yoktan var etmeyi bildirir; ceale ise var olanı bir hale getirmeyi, bir işe tahsis etmeyi bildirir.
Yani tablo, şeylerin var edilişini değil, düzenlenişini anlatıyor. Yeryüzü yaratıldı demiyor; yeryüzünü beşik yaptık diyor. Fark şudur: birincisi varlık meselesidir, ikincisi tasarım meselesi.
Ve bu, sûrenin argümanı için gerekli olan tam da budur. Diriliş, yoktan yaratmanın tekrarı değil; bir düzenlemenin ikinci kez yapılmasıdır.
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًا
Kök: م-ه-د. Kökün somut anlamı düzeltmek, yaymak, hazırlamaktır — özellikle bir yatağı yaymak, altını düzleyip hazır hale getirmek.
- مَهْد (mehd) — beşik. Kur'an'da İsa için kullanılır: "Beşikteyken ve yetişkinken insanlarla konuşacak" (Âl-i İmrân 3/46); "Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" (Meryem 19/29).
- مِهَاد (mihâd) — yayılmış yatak, döşek. Aynı zamanda mehdin çoğulu sayılabileceği de nakledilir.
- مَهَّدَ (mehhede) — düzledi, hazırladı, zemin hazırladı. "Ona geniş imkânlar hazırladım" (Müddessir 74/14).
- تَمْهِيد — zemin hazırlama. Türkçede de kullanılır.
Kelimenin çift yönü. Mihâd, Kur'an'da hem olumlu hem olumsuz bağlamda geçer. Cehennem için de kullanılır: "Onlar için cehennemden bir döşek vardır" (A'râf 7/41); "Ne kötü bir döşektir!" (Bakara 2/206; Âl-i İmrân 3/12). Yani kelime kendinde iyi ya da kötü değildir; altına serilen şeyi bildirir.
Bu, Kâria bölümünde mebsûs için kaydedilen ilkeyle aynıdır: kelime bir niteliği değil, bir konumu adlandırıyor.
Bakara 2/22'de aynı şey başka bir kelimeyle anılmıştı:
Orada kaydedilenler burada tekrarlanmayacak; oradaki tespit şuydu: firâş serilen şeydir, kelimenin söylediği şey yerin biçimi değil işlevidir, ve "yer düzdür" gibi bir sonuç çıkarmak kelimenin söylemediği bir şeyi söyletmektir.
Aynı kayıt burada da geçerlidir. Beşik de düz değildir — beşik, içinde yatanı tutmak için kenarları yükseltilmiş bir kaptır.
| فِرَاش (Bakara 2/22) | مِهَاد (Nebe' 78/6) | |
|---|---|---|
| Kök | ف-ر-ش — sermek, yaymak | م-ه-د — düzleyip hazırlamak |
| Somut karşılığı | Yaygı, döşek, halı | Beşik; yayılmış yatak |
| Vurgu | Serilmiş olmak — üzerinde durulabilirlik | Hazırlanmış olmak — kullanım için düzenlenmişlik |
| İçindekiyle ilişkisi | Üzerine yatılır | İçine yatırılır; sallanır, taşınır |
İki kelime aynı şeyi söylüyor ama farklı yerden tutuyor. Firâş zemine bakar: burası serilmiştir. Mihâd içindekine bakar: bu, biri için hazırlanmıştır.
1. Koruma. Beşiğin kenarları vardır; içindeki düşmez. 2. Hareket. Beşik sabit değildir; sallanır. Ve sallanma bir rahatsızlık değil, uyutan şeydir. 3. Geçicilik. Kimse beşikte kalmaz. Beşik, büyüyene kadar kalınan yerdir.
Sûrenin konusu dirilişdir; yani buradan başka bir yere geçiştir. Ve yeryüzü için seçilen kelime, tam da içinde kalınmayan bir yerin adıdır. Beşik bir son durak değil, bir başlangıç yeridir.
Sûrenin son ayetiyle birleştirildiğinde bu okuma daha da belirginleşiyor. Kırkıncı ayette kâfir "keşke toprak olsaydım" diyecek — yani beşiğin malzemesine dönmek isteyecek. Beşikten çıkmak istemeyen çocuğun tavrı budur.
Bunu bir okuma olarak sunuyorum; ayetin kastettiğini iddia etmiyorum. Ama kelimelerin ikisi de metindedir: mihâd altıncı ayette, türâb kırkıncı ayette.
Bu ayetin — ve bir sonraki ayetin — çevresinde modern dönemde bir literatür oluşmuştur: yeryüzünün beşik gibi "sallanması", plaka hareketleri, ve benzeri bağlantılar.
Bu tefsirde bu yola girilmiyor ve gerekçesi STYLE'da kayıtlıdır. Sebebi şudur: ayet bir jeoloji bilgisi vermiyor; muhatabına zaten bildiği bir şeyi hatırlatıyor. Argümanın işlemesi için muhatabın onu doğrulayabilmesi gerekir. Yedinci yüzyıl Mekkelisinin doğrulayabileceği şey, üzerinde yaşadığı zeminin yaşanabilir olduğudur — plaka hareketleri değil.