ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلْوَقُودِ
Bu ayet, bir önceki ayetteki uhdûd kelimesinin bedelidir (açıklayıcısı). Yani "hendek — yani o ateşli hendek".
Dizimin yaptığı iş şu: dördüncü ayet çukuru söyledi, beşinci ayet içindekini. Kamera önce boşluğu gösteriyor, sonra içine bakıyor.
وَقُود (vekūd, üstünlü okunuşla) — yakıt, yani ateşi besleyen madde. Kur'an bu kelimeyi çarpıcı bir yerde kullanır:
"…yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının." (Bakara 2/24) "…yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrîm 66/6)
Kıraat notu: kelimenin وُقُود (vukūd, ötreli) okunuşu da kaynaklarda nakledilir ve o zaman "yanmanın kendisi" anlamına gelir. Hangi kıraat imamının bu okuyuşta olduğuna dair kesin bir nispet vermiyorum. Anlam bakımından fark küçüktür.
Zâti'l-vekūd — "yakıt sahibi". Ayet "büyük ateş" ya da "şiddetli ateş" demiyor; ateşi beslendiği şeyle niteliyor.
Bu bir sahne bilgisi veriyor: ateş kendiliğinden yanmıyor. Birileri onu besliyor. Yakıt taşınıyor, atılıyor, ateş sürdürülüyor.
Yani anlatılan şey bir anlık öfke patlaması değil; sürdürülen bir işlemdir. Bir sonraki ayet bunu tamamlayacak: oturuyorlardı. Oturmak, uzun sürmüş bir işin göstergesidir.
Ve Bakara 2/24 ile Tahrîm 66/6'daki kullanım hatırlandığında bir karşılık doğuyor: dünyada yakıtı insan olan bir ateş yaktılar; âhirette yakıtı insan olan bir ateş var. Sûre bunu söylemiyor; kelime söylüyor.