وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ
Baştaki وَ yemin harfidir; işlevi Asr sûresi bölümünde ele alındı, Şems'te uzun diziye genişletildiği kaydedildi. Burada tekrarlamıyorum. Kısaca: yemin bilgi vermez, pekiştirir; ve yemin edilen ile söylenen arasında çoğu zaman bir delil ilişkisi kurulur.
Bu ayette iki şeye yemin ediliyor ve ikisi aynı vâv ile bağlanmış: gök ve târık. İkinci vâv atıf (bağlama) vâvıdır, ikinci bir yemin değil. Yani yemin tek bir sahneye ediliyor: gök ve o gökte beliren şey.
Sıra da dikkate değer: önce kap, sonra içindeki. Gök zaten oradadır, sürekli ve sabittir; târık ise gelir. Ayet, sabit olanı söyleyip içine hareketli olanı yerleştiriyor.
- مِطْرَقَة (mitraka) — çekiç. Vurma aleti. Bugünkü Arapçada da çekicin adı budur.
- طَرَقَ ٱلْحَدِيدَ — demiri dövdü. Demircinin işi.
- طَرَقَ ٱلْبَابَ — kapıyı çaldı. Arapçada kapı çalmak, kapıya vurmaktır.
- طَرِيق (tarîk) — yol. Ayakların üzerinde döve döve, basa basa açtığı iz.
- طَارِق (târık) — geceleyin gelen. Aşağıda açacağız.
Gündüz gelen misafir kapıyı bulur, görülür, seslenir. Gece gelen bulamaz: kapılar kapalıdır, evler karanlıktır, ev halkı yatmıştır. Dolayısıyla gece gelen kapıyı çalmak zorundadır. Bu yüzden Arapçada gece gelen yolcuya târık denmiş; kelimenin kendisi bir zaman bildirmez, bir davranış bildirir — ve o davranış geceye özgü olduğu için kelime zamanı da yüklenmiştir.
Klasik sözlükler ve tefsirler bu noktada birleşir: tarq fiili gece için kullanılır; gündüz gelen için târık denmez. Kelime, geldiğini duyurmak zorunda olanın adıdır.
Buradan sûrenin ilk görüntüsü çıkıyor: gecenin ortasında, kapalı bir kapıya vuran biri. Uyuyan ev, uyandırılıyor.
Kâria sûresi bölümünde ق-ر-ع kökünü ele almıştık ve orada kaydedilen şuydu: kökün asıl anlamı sert bir şeyle vurmaktır; karaa'l-bâbe kapıyı çaldı demektir; mikraa değnek, kâriatü't-tarîk yolun çiğnenen orta yeridir.
| ق-ر-ع (kâria) | ط-ر-ق (târık) | |
|---|---|---|
| Asıl anlam | Sert bir şeyle vurmak | Sert bir şeyle vurmak, dövmek |
| Kapı | karaa'l-bâb — kapıyı çaldı | taraka'l-bâb — kapıyı çaldı |
| Alet | mikraa — değnek | mitraka — çekiç |
| Yol | kâriatü't-tarîk — yolun çiğnenen yeri | tarîk — çiğnenerek açılan yol |
| Kur'an'daki kullanımı | Kıyametin adı | Gece gelenin adı |
| Vurgusu | Vuruşun kendisi | Vurmak zorunda olan gelen |
İki kökün birinci ve üçüncü harfi farklıdır ve bunlar ayrı köklerdir; aralarında türeme ilişkisi kurmuyorum. Ama anlam alanlarının bu kadar örtüşmesi, Arapçanın "yol" kavramını nereden ürettiğini gösteriyor: yol, üzerine vurula vurula oluşan şeydir. İki kök de aynı yerden yola çıkıyor, aynı yere varıyor.
Farkları ise sûrelerin farkını belirliyor. Kâria, ism-i fâildir ve vuruşun kendisini adlandırır: gelen değil, gelişin darbesi. Bu yüzden Kâria sûresinde kelime sûrenin adı olarak üç kez tekrarlanır ve sonra bir daha hiç geçmez — vuruş bir kez olur ve biter.
Târık ise vuranı değil, vurarak gelen kişiyi adlandırır. Kapı çalmak bir yıkım değildir; bir bildirimdir. Kâria kapıyı kırar, târık kapıyı çalar. Bu yüzden Kâria sûresi kıyamet sûresidir; Târık sûresi ise bir uyandırma sûresidir.
Fâtiha bölümünde Arapçanın yol kelimeleri ayrılmıştı: sebîl belirli bir gidiş güzergâhı, tarîk patika ve izlenen iz, sırât geniş ve işlek anayol. Orada ayrıca sırât kelimesinin kökeninin tartışmalı olduğu, bir kısım dilcinin onu "döşenmiş yol" anlamındaki yabancı bir kelimeye bağladığı kaydedilmişti. Ve ibadet bahsinde tarîk mu'abbed ifadesi geçmişti: çok yürünmekten düzleşmiş, pürüzleri aşınmış yol.
- sırât — döşenmiş olan. Yolu yapan dışarıdan bir eldir.
- tarîk — dövülmüş olan. Yolu yapan üzerinden geçenlerin ayağıdır.
- kâriatü't-tarîk — yolun vurulan yeri. Aynı fikir, ikinci bir kökle.
Yani Arapça, yolu iki farklı yoldan adlandırıyor: ya biri onu döşemiştir, ya da yürüyenler onu aşındıra aşındıra açmıştır. Fâtiha'da istenen sırâttır — döşenmiş, hazırlanmış, herkese açık olan. İnsanın kendi ayağıyla açtığı tarîk değil.
Bu bağı bir çıkarım olarak kaydediyorum; kelimelerin kök anlamları sözlüklerde bu şekilde verilir, aralarındaki karşıtlığı kuran benim. Bağlayıcı bir okuma değil.
İlk ayet kelimeyi söylüyor ama tanımlamıyor. Tanım iki ayet sonra gelecek. Bu gecikmenin kendisi bir tekniktir ve bir sonraki ayette ele alınacak.