وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ
Kur'an'ın üzerinde en çok görüş nakledilen ayetlerinden biri. Önce iki kökü açalım, çünkü kökler bilinmeden görüşler anlaşılmaz.
Yani şef' "iki" demek değildir; "tekleştirmenin bozulması" demektir. Yalnız duran bir şeyin yanına bir başkasının katılmasıdır.
Bu bağ genellikle atlanır ve atlandığında kelime anlaşılmaz hale gelir. Şefaat, Türkçede çoğunlukla "aracılık, torpil" gibi bir şey olarak duyulur. Kökün söylediği şey ise daha temeldir: şefaat, tek başına duran birinin yanına birinin katılmasıdır. Kişi tektir; şefaatçi geldiğinde çift olur.
Kur'an bu kelimeyi kullanırken izin şartını hep koyar: "O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?" (Bakara 2/255). Yani çiftleme işlemi kendiliğinden olmaz; katılmaya izin verilmesi gerekir.
Bu tefsirde şefaatin mahiyetine dair bir hüküm kurmuyorum — o, kelâmî bir bahistir ve burada yeri yok. Kaydettiğim şey yalnızca kökün mantığıdır: yalnızlığın bozulması.
Kökün diğer türevleri aynı fikri taşır: şef' (çift), şüf'a (fıkıhta ortağın önalım hakkı — bir mülke katılma), şefî' (yanına katılan).
- وَتَر (veter) — yayın kirişi. Yayın iki ucuna gerilen tek ip. Türkçede "veter" ve müzikte "vetere" bu köktendir.
- مَوْتُور (mevtûr) — yakını öldürülüp yalnız bırakılan, öcünü alamamış kimse. Yani eksiltilmiş, bir parçası koparılmış olan.
- وَتَرَ (vetera) fiili "eksiltmek" anlamı taşır: "Amellerinizi eksiltmez" (Muhammed 47/35). Aynı kök.
- تَتْرَى (tetrâ) — birbiri ardınca, aralıklı olarak (Mü'minûn 23/44). Teker teker gelmek.
Bu türevler ilginç bir şey söylüyor: teklik, Arapçada nötr bir sayı değil. İçinde ya eşsizlik (üstünlük) ya eksiklik (yalnızlık) vardır. Aynı kök hem "benzersiz" hem "bir parçası koparılmış" anlamına açılıyor.
Kıraat farkı. Kelime وَتْر (fetha ile) ve وِتْر (kesre ile) biçiminde okunmuştur. İki okuyuş da nakledilmiştir ve anlamı değiştirmez; ikisi de "tek" demektir. Fark lehçe kaynaklıdır. Hangi okuyuşun hangi imama ait olduğunu kesin veremediğim için isim yazmıyorum.
| Görüş | Ne demek | Dayanağı | Zayıf yönü |
|---|---|---|---|
| Her çift ve her tek | Bütün sayılar; dolayısıyla sayılabilen her şey, yani bütün yaratılış | Kökün genel anlamı; lafzın kayıtsız gelmesi; "Her şeyden iki eş yarattık" (Zâriyât 51/49) | Genelliği yeminin somutluğunu azaltır; önceki iki yemin somut zaman birimleriydi |
| Şef' = yaratılmış, vitr = Allah | Yaratılan her şey eşlidir, eşsiz olan yalnız O'dur | İhlâs 112/1'deki ehad ile doğrudan bağlanır; Kur'an'ın eşliği yaratılmışlığın işareti sayması | Yeminin bir öğesinin Allah olması, "Allah'a andolsun" demek olur ki bu bağlamda alışılmadıktır |
| Hac günleri | Zilhicce'nin 8-9-10'u; ya da Bakara 2/203'teki "iki günde acele eden / geriye kalan" ayrımı (çift gün / tek gün) | Bir önceki ayet Zilhicce'ye yorulmuşsa doğal devam; Bakara 2/203 gerçekten iki ve üç günden söz eder | Yine metin dışı bir bağ; ilk ayetin cins okumasıyla uyuşmaz |
| Namazlar | Çift ve tek rekâtlı namazlar; ya da özel olarak vitir namazı | Namazların rekât sayılarının bilinen bir ayrım olması | Metinde namaza dair hiçbir kayıt yok |
| Arafe ve kurban günü | Biri tek, biri çift sayılan iki gün | Hac çerçevesi içinde bir alt öneri | En dar ve en dolaylı okuma |
Metnin lafzına en yakın duran ilk iki görüştür, çünkü ikisi de kelimeleri kayıtlamadan, kendi genel anlamlarıyla alır. Bunu bir tercih olarak belirtiyorum ve bağlayıcı olmadığını kaydediyorum; diğer görüşleri zayıf saymak için elimizde bir delil yok, ve bir kısmı erken kaynaklarda nakledilmiştir.
Şimdiye kadarki üç ayet ve bir sonraki ayet birlikte okunduğunda ortaya bir örüntü çıkıyor. Bunu kendi okumam olarak sunuyorum:
- Fecir — günün başlangıç anı. Bir sınır.
- On gece — sayılmış bir süre. Başı ve sonu var.
- Çift ve tek — sayının kendisi. Sayılabilirliğin adı.
- Yürüyen gece — geçmekte olan zaman. Yol alan ve bitecek olan.
Dördü de zamanın parçalı ve bitişli olduğunu söylüyor. Zaman burada bir akış olarak değil, birimler halinde anılıyor: an, on, çift, tek, yürüyüş.
Ve sûrenin yirmi dördüncü ayetinde insan şöyle diyecek: "Keşke hayatım için önden bir şey göndermiş olsaydım." Yani ömrünü bir bütün sanmış olan biri, sonunda onun bir süre olduğunu fark ediyor.
Sûre, kendisine hayatının sınırsız olduğunu düşündüren bir insana, sayılabilir zaman birimleriyle açılıyor. Bunu bir yapı gözlemi olarak kaydediyorum; klasik bir müfessire nispet etmiyorum.