وَلَوْ أَرَادُوا۟ ٱلْخُرُوجَ لَأَعَدُّوا۟ لَهُۥ عُدَّةً وَلَٰكِن كَرِهَ ٱللَّهُ ٱنۢبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ
Ve lev erâdü'l-hurûce leeaddû lehû uddeten ve lâkin kerihallâhu'nbiâsehüm fe-sebbetahüm ve kīle'k'udû mea'l-kāıdîn · Lev harecû fîküm mâ zâdûküm illâ habâlen ve leevdaû hılâleküm yebğûnekümü'l-fitnete ve fîküm semmâûne lehüm; vallâhu alîmün bi'z-zâlimîn · Lekadi'bteğavü'l-fitnete min kablü ve kallebû leke'l-umûra hattâ câe'l-hakku ve zahera emrullâhi ve hüm kârihûn · Ve minhüm men yekūlü'zen lî ve lâ teftinnî; e-lâ fi'l-fitneti sekatū; ve inne cehenneme le-muhîtatün bi'l-kâfirîn
"Çıkmak isteselerdi onun için bir hazırlık yaparlardı; fakat Allah onların kalkışmasını hoş görmedi de onları alıkoydu; 'oturanlarla birlikte oturun' denildi. · İçinizde çıksalardı size bozgunculuktan başka bir şey katmaz, fitne arayarak aranızda koşuştururlardı; içinizde onları dinleyenler de vardır. · Daha önce de fitne aramışlar ve sana işleri tersyüz etmişlerdi — nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde Allah'ın emri ortaya çıktı. · Onlardan öylesi var ki 'bana izin ver, beni fitneye düşürme' der. Dikkat edin, onlar zaten fitnenin içine düşmüşlerdir. Cehennem, inkârcıları çepeçevre kuşatmıştır."
Kökün anlamı: bir işten alıkoymak, ağırdan almasını sağlamak, hevesini kırmak. Kelime Kur'an'da az geçer.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet, oturmayı bir engellenme olarak adlandırıyor — ve bunun sebebini kişilerin isteksizliğine değil, isteksizliğin kabul edilmesine bağlıyor. Ve öncesinde bir şart cümlesi var: lev erâdü'l-hurûce leeaddû lehû uddeh — "isteselerdi hazırlık yaparlardı."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu şart cümlesidir: ayet, niyeti hazırlıktan okuyor. Yani ölçü söz değil, yapılmış hazırlık.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum ve dilcilerin verdiği şekliyle aktarıyorum: kelime, aralarda koşuşturmayı bildirir — bir yerden bir yere hızla gidip söz taşımayı andıran somut bir resim.
| Görüş | Semmâûn ne demek |
|---|---|
| A | Onları dinleyenler — söylediklerine kulak verenler |
| B | Casuslar — onlar için bilgi toplayanlar |
İhtilafı aktarıyor, tercih dayatmıyorum. Ve kalıp kaydedilmelidir: fe'âl — mübalağa kalıbı, "çok dinleyen."
| Yer | Fitne nasıl geçiyor |
|---|---|
| 47 | Yebğûnekümü'l-fitnete — aranıyor |
| 48 | İbteğavü'l-fitnete min kabl — daha önce de arandı |
| 49 | Lâ teftinnî — kaçınılmak istenen |
| 49 | Fi'l-fitneti sekatū — zaten içine düşülmüş |
ف-ت-ن kökü Ankebût 29/2-10'da ayrıntılı çözümlendi (altını ateşte sınamak) ve Enfâl 8/25, 8/28'de iki ayrı anlamda işlendi. Oraya dayanıyorum.
Kırk dokuzuncu ayetteki nükte kaydedilmelidir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: kişi lâ teftinnî (beni fitneye düşürme) diyerek katılmamayı istiyor; ayet fi'l-fitneti sekatū (fitnenin içine düşmüşler) diye cevap veriyor. Yani kaçınılmak istenen şeyin adı, kaçınma fiilinin kendisine veriliyor. Kelimenin aynı ayette iki kez, iki ayrı yönde kullanılması bunu doğruluyor.
س-ق-ط kökü: düşmek. Fiil sekatū mâzîdir — düşme, gelecekte olacak bir şey değil, olmuş bir şey olarak kaydediliyor.