إِن تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِن تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا۟ قَدْ أَخَذْنَآ أَمْرَنَا مِن قَبْلُ
İn tusıbke hasenetün tesü'hüm; ve in tusıbke musîbetün yekūlû kad ehaznâ emranâ min kablü ve yetevellev ve hüm ferihûn · Kul len yusîbenâ illâ mâ ketebellâhu lenâ; hüve mevlânâ; ve alallâhi felyetevekkeli'l-mü'minûn · Kul hel terabbesûne binâ illâ ihde'l-husneyeyni; ve nahnü neterabbesu biküm en yusîbekümüllâhu bi-azâbin min indihî ev bi-eydînâ; fe-terabbesû innâ meaküm müterabbisûn
"Sana bir iyilik ulaşırsa bu onları üzer; başına bir musibet gelirse 'biz tedbirimizi önceden almıştık' derler ve sevinerek dönüp giderler. · De ki: bize, Allah'ın bizim için yazdığından başkası isabet etmez. O bizim mevlâmızdır; müminler yalnız Allah'a dayansınlar. · De ki: bizim için iki güzellikten birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Biz de sizin için, Allah'ın kendi katından ya da bizim elimizle size bir azap ulaştırmasını bekliyoruz. Bekleyin öyleyse; biz de sizinle birlikte bekliyoruz."
Ayet, iki ihtimalin ikisini de güzel olarak adlandırıyor. Klasik tefsirlerde bu ikisinin zafer ve şehadet olduğu yaygın olarak nakledilir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı el-husneyeyn tesniyesidir: cümle, muhatabın kurduğu kazanç/kayıp ikiliğini kabul etmiyor. Karşı taraf iki sonuç bekliyor; ayet o iki sonucu tek bir kelimeyle adlandırıyor.
Kökün anlamı: bir şeyin olmasını bekleyip gözlemek. Ve aynı kök sûrenin 24. ayetinde emir olarak geçmişti: fe-terabbesû hattâ ye'tiyallâhu bi-emrih.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: aynı fiil iki tarafa da veriliyor — beklemek, iki tarafın da yaptığı iş. Fark, beklenen şeyde.