قُلْ أَنفِقُوا۟ طَوْعًا أَوْ كَرْهًا لَّن يُتَقَبَّلَ مِنكُمْ
Kul enfikū tav'an ev kerhen len yütekabbele minküm; inneküm küntüm kavmen fâsikīn · Ve mâ meneahüm en tukbele minhüm nefekâtühüm illâ ennehüm keferû billâhi ve bi-rasûlihî ve lâ ye'tûne's-salâte illâ ve hüm küsâlâ ve lâ yünfikūne illâ ve hüm kârihûn · Fe-lâ tu'cibke emvâlühüm ve lâ evlâdühüm; innemâ yürîdüllâhu li-yuazzibehüm bihâ fi'l-hayâti'd-dünyâ ve tezheka enfüsühüm ve hüm kâfirûn
"De ki: ister gönüllü ister zorla harcayın; sizden kabul edilmeyecektir. Çünkü siz yoldan çıkmış bir topluluksunuz. · Harcamalarının kabul edilmesine engel olan şey, yalnızca Allah'ı ve Resulünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve ancak isteksizce harcamalarıdır. · Malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla onlara dünya hayatında azap etmek ve canlarının inkârcı olarak çıkmasını istiyor."
Arapçada bu yapı — emir kalıbı + olumsuz sonuç — dilcilerin emr-i tehdîd ya da emr-i teswiye (eşitleme emri) dediği yapıdır: iki seçeneğin de aynı sonuca çıktığını bildirir.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet, iki fiilin de yapıldığını kabul ediyor — namaza geliyorlar, harcıyorlar. Reddedilen şey fiil değil, fiilin taşındığı hâl. İki cümle de illâ ve hüm kalıbıyla kuruluyor: "ancak … olarak."
Ve Münâfikûn'de kaydedilen ölçü burada da geçerlidir: "İkinci kapının varlığı, birinci kapının sahte olduğu anlamına gelmez." Oraya dayanıyorum.
Ve cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: yasak, bakana yöneltiliyor — sahip olana değil. Yani düzenlenen şey, başkasının malına bakış.