وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ جَنَّٰتٍ … وَرِضْوَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ أَكْبَرُ
Vea'dallâhü'l-mü'minîne ve'l-mü'minâti cennâtin tecrî min tahtihe'l-enhâru hâlidîne fîhâ ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn; ve rıdvânün minallâhi ekber; zâlike hüve'l-fevzü'l-azîm · Yâ eyyühe'n-nebiyyü câhidi'l-küffâra ve'l-münâfikīne va'ğluz aleyhim; ve me'vâhüm cehennem; ve bi'se'l-masîr · Yahlifûne billâhi mâ kālû ve lekad kālû kelimete'l-küfri ve keferû ba'de islâmihim ve hemmû bimâ lem yenâlû; ve mâ nekamû illâ en ağnâhümüllâhu ve rasûlühû min fadlih
"Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde kalıcı olacakları, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaad etmiştir. Allah'tan bir hoşnutluk ise daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur. · Ey Peygamber! İnkârcılarla ve münafıklarla mücadele et; onlara karşı sert davran. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü bir dönüş yeridir. · Söylemediklerine dair Allah'a yemin ederler; oysa o küfür sözünü söylediler ve teslimiyetlerinden sonra inkâr ettiler; ulaşamadıkları bir şeye de yeltendiler. Oysa Allah'ın ve Resulünün onları lütfundan zenginleştirmesinden başka bir sebeple öfkelenmediler."
Bu kelime sûrenin 24. ayetinde de geçmişti — orada tartılan sekiz bağın sonuncusuydu: ve mesâkinü terdavnehâ (hoşnut olduğunuz meskenler).
| Ayet | Mesâkin | Nitelik |
|---|---|---|
| 24 | Terdavnehâ — hoşnut olduğunuz | Tartıya konan |
| 72 | Tayyibeten fî cennâti adn — güzel | Vaad edilen |
Aynı kelime, sûrenin bir yerinde bırakılması tartılan, başka yerinde vaad edilen olarak geçiyor. Ve kelime س-ك-ن kökündendir — sekîne ile aynı kök. Fetih 48/4'te kaydedilen anlam alanı (mesken: sığınma; sekîne: dinginlik) burada da işliyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ekber ism-i tafdîldir ve karşılaştırılan taraf hazfedilmiştir. Bağlamdan anlaşılan, az önce sayılan cennetler ve meskenlerdir. Yani sayılanların hepsi anıldıktan sonra, bir şey daha anılıyor ve "daha büyük" deniyor.
Aynı kök sûrenin 123. ayetinde tekrar geçecek: velyecidû fîküm ğılzah. İki geçiş 123'te karşılaştırılacaktır.
STYLE gereği bir kayıt: bu ayetten güncel hiçbir tutum, hiçbir siyasî sonuç çıkarılmamaktadır. Ve kelimenin muhatabı ayette bellidir: tekil, elçidir.
Cümlenin yapısı: ve mâ nekamû illâ — olumsuzluk + istisna, yani kasr (sınırlama). "Öfkelenmelerinin tek sebebi …"
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu kasr yapısıdır: ayet, öfkenin sebebi olarak beklenmedik bir şey koyuyor — bir kötülük değil, bir iyilik. Kalıbın işlevi budur: cümle, gerekçe sayılacak şeyin yerine, gerekçe sayılamayacak bir şey koyuyor.