فَإِن كُنتَ فِى شَكٍّ مِّمَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ فَسْـَٔلِ ٱلَّذِينَ يَقْرَءُونَ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكَ · وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
"Sana indirdiğimiz konusunda şüphe içindeysen, senden önce kitabı okuyanlara sor. Rabbinden sana hak gelmiştir; sakın şüphe edenlerden olma. · Sakın Allah'ın âyetlerini yalanlayanlardan olma; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun."
| İzah | Ne diyor |
|---|---|
| 1 | Şart, gerçekleşmesi varsayılmayan bir farzdır — Arapçada in ile kurulan şart, olayın olduğunu bildirmez. Cümle "şüphen yok" demenin en kuvvetli yoludur |
| 2 | Hitap peygambere, murat ümmetedir — Kur'an'da örneği bulunan bir üslup |
| 3 | Delilin dışarıdan da doğrulanabilir olduğunu bildiriyor — asıl söylenen, önceki kitap sahiplerinin bunu bileceğidir |
Ve şu dizim verisi kaydedilmelidir ve tercihe girmeden söylenebilir: cümlenin devamı şüpheyi kaldırıyor. Lekad câeke'l-hakku min rabbike fe-lâ tekûnenne mine'l-mümterîn — "sakın şüphe edenlerden olma." Yani şart kurulur kurulmaz kapatılıyor.
م-ر-ي kökü: ihtilafa düşmek, tereddüt etmek. Mirâ' — çekişme. Dilciler kökün somut anlamını "memeyi sağmak için sıkmak" olarak da kaydeder ve bağı şöyle kurar: bir şeyi didikleyip durmak. Bu türetmeyi dilcilerden nakil olarak veriyorum.
Ve iki ayetteki emir kalıbı kaydedilmelidir: lâ tekûnenne — nehiy + nûn-i te'kîd. Sûrede bu kalıp yüz beşinci ayette bir kez daha geçecek: ve lâ tekûnenne mine'l-müşrikîn. Üç kez aynı kalıp, üç ayrı gruptan uzak durma emri: şüphe edenler (94), yalanlayanlar (95), ortak koşanlar (105).
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: sûre kapanışa doğru emirleri olumsuz kuruyor — ne yapılacağını değil, kimden olunmayacağını söylüyor.