سَيَقُولُونَ ثَلَٰثَةٌ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ … قُل رَّبِّىٓ أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَآءً ظَاهِرًا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ أَحَدًا
"'Üç kişiydiler, dördüncüsü köpekleriydi' diyecekler… De ki: 'Sayılarını en iyi Rabbim bilir; onları ancak az kimse bilir.' Öyleyse onlar hakkında yüzeysel bir tartışmanın ötesine geçme ve onlar hakkında hiç kimseden bilgi sorma."
Ayet, sayı tartışmasını aktarıyor (üç-dört, beş-altı) ve iki farklı tahmini verdikten sonra üçüncüsünü bildiriyor: ve yekūlûne seb'atün ve sâminühüm kelbühüm.
| Adım | İfade |
|---|---|
| 1 | Rabbî a'lemü bi-iddetihim — bilgiyi kaynağına bırakma |
| 2 | Fe-lâ tümâri fîhim illâ mirâen zâhirâ — tartışmayı sınırlama |
| 3 | Ve lâ testefti fîhim minhüm ehadâ — soru sormayı kesme |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üç emrin sıralanışıdır: metin, elinde bulunmayan bir bilgiyi doldurmuyor — ve doldurma girişimini de yasaklıyor. Ayrıntı, kıssanın konusu değil.
Ve bu, sûrenin dokuzuncu ayetiyle örtüşüyor: em hasibte … kânû min âyâtinâ acebâ — kıssanın şaşırtıcılığı zaten önemsizleştirilmişti.
مِرَآء — kök م-ر-ي: çekişmek, tartışmak. Kök Fussilet 41/54'te (mirye) işlendi ve orada dilcilerin kaydettiği "hayvanın memesini sıkmak" resmi verilmişti. Tekrarlamıyorum.