28/57-60 — "Seninle beraber doğru yola uyarsak yurdumuzdan kapılıp götürülürüz"
Ve kālû in nettebiı'l-hüdâ meake nütehattaf min ardınâ · Evelem nümekkin lehüm haramen âminen yücbâ ileyhi semerâtü külli şey'
"'Seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan kapılıp götürülürüz' dediler. Biz onları, her şeyin ürününün toplandığı güvenli bir haremde yerleştirmedik mi?"
Aynı kök (خ-ط-ف) ve aynı delil Ankebût 29/67'de işlendi. İki ayet yan yana konabilir ve aralarındaki ilişki kaydedilmeye değer:
| Yer | İfade | Kim kapılıyor |
|---|---|---|
| Ankebût 29/67 | Ve yütehattafü'n-nâsü min havlihim | Çevredekiler — onlar güvende |
| Kasas 28/57 | Nütehattaf min ardınâ | Kendileri — korktukları şey |
Aynı fiil, biri gerçekleşen bir olgu, öteki korkulan bir ihtimal. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: itiraz, inanç üzerine değil güvenlik kaygısı üzerine kuruluyor — ve cevap, aynı düzlemde veriliyor: zaten güvende olduğunuz yeri kim kurdu? Yani korunma, korunmak için vazgeçilecek şeyin kaynağına bağlanıyor.
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ حَتَّىٰ يَبْعَثَ فِىٓ أُمِّهَا رَسُولًا (59) — helâkin şartı: uyarıcının gönderilmiş olması.
Fâtır (Melâike) 35/24'te aynı ilke kaydedilmişti (ve in min ümmetin illâ halâ fîhâ nezîr). İki sûre aynı ilkeyi iki yönden söylüyor: biri gönderilmiş olduğunu, öteki gönderilmeden helâk edilmeyeceğini.
وَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَىْءٍ فَمَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَزِينَتُهَا وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ (60) — ve blok, ölçüyü yerine koyan bir cümleyle kapanıyor.