28/71-73 — سَرْمَدًا: kesintisiz gece, kesintisiz gündüz
Kul eraeytüm in cealallâhu aleykümü'l-leyle sermeden ilâ yevmi'l-kıyâmeti men ilâhün ğayrullâhi ye'tîküm bi-dıyâ' … Kul eraeytüm in cealallâhu aleykümü'n-nehâra sermeden … men ilâhün ğayrullâhi ye'tîküm bi-leylin teskünûne fîh
"De ki: 'Allah geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, size ışık getirecek olan hangi ilâh vardır?' De ki: 'Allah gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, içinde dinleneceğiniz bir geceyi size hangi ilâh getirecekti?'"
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: gecenin karşılığı olarak ışık isteniyor — yani görme; gündüzün karşılığı olarak sükûn — yani dinlenme. İki ayrı ihtiyaç, iki ayrı kelimeyle.
Ve teskünûne fîh ifadesi kaydedilmeye değer: Fetih 48/4'te س-ك-ن kökü (sekîne) işlendi. Burada aynı kök, gecenin işlevi olarak geliyor: durulma.
وَمِن رَّحْمَتِهِۦ جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ (73) — ve iki soru, iki işlevi birleştiren bir cümleyle kapanıyor: dinlenme ve kazanç.