وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ مَنَامُكُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱبْتِغَآؤُكُم مِّن فَضْلِهِۦٓ · وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ يُرِيكُمُ ٱلْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَيُحْىِۦ بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ · وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن تَقُومَ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ بِأَمْرِهِۦ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ ٱلْأَرْضِ إِذَآ أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
Ve min âyâtihî menâmüküm bi'l-leyli ve'n-nehâri vebtiğâüküm min fadlih · Ve min âyâtihî yürîkümü'l-berka havfen ve tamaan ve yünezzilü mine's-semâi mâen fe-yuhyî bihi'l-arda ba'de mevtihâ · Ve min âyâtihî en tekūme's-semâü ve'l-ardu bi-emrih, sümme izâ deâküm da'veten mine'l-ardı izâ entüm tahrucûn
"O'nun âyetlerindendir: gece ve gündüz uyumanız ve O'nun lütfundan kazanç aramanız. O'nun âyetlerindendir: size korku ve umut olarak şimşeği göstermesi ve gökten su indirip yeryüzünü ölümünden sonra onunla diriltmesi. O'nun âyetlerindendir: göğün ve yerin O'nun buyruğuyla ayakta durması. Sonra sizi yerden bir çağrıyla çağırdığında, bir de bakarsınız çıkıyorsunuz."
| Okuma | Bi'l-leyli ve'n-nehâri neye bağlı |
|---|---|
| 1 | Her ikisi de hem uykuya hem kazanca — gece de gündüz de uyunur ve çalışılır |
| 2 | Dağıtımlı: uyku geceye, kazanç gündüze — leff ü neşr dediğimiz dizim |
Birinci okuma için metinden bir dayanak kaydediyorum, bir gözlem olarak: cümle bi'l-leyli ve'n-nehâr ifadesini uyku kelimesinin hemen ardına koyuyor, kazanç kelimesinden önce. Dizim birinci okumaya elverişlidir; ama ikinci okuma da Arapçanın izin verdiği sınırlar içindedir.
Ğâfir (Mü'min) 40/61'de aynı ikili işlendi: ellezî ceale lekümü'l-leyle li-teskünû fîhi ve'n-nehâra mübsırâ — orada gece durulmaya, gündüz görmeye bağlanmıştı. Oraya dayanıyorum.
Ve fark kaydedilmelidir: Gāfir'de gecenin fiili sükûn (س-ك-ن) — aynı kök, iki ayet önce eşler için kullanılmıştı (30/21: li-teskünû ileyhâ). Rûm'da ise gecenin karşılığı menâm (uyku).
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu kök tekrarıdır: yirmi birinci ayette sükûn bir ilişkiye, Gāfir'de bir vakte bağlanmıştı. Rûm burada uykuyu ayrı bir kelimeyle anıyor — yani sûre içinde sükûn kökü eşlere ayrılmış oluyor.
ٱبْتِغَآؤُكُم مِّن فَضْلِهِ — kök ب-غ-ي, VIII. bâb: aramak, istemek, peşine düşmek. Ve min fadlihî — "O'nun lütfundan".
Terkip kaydedilmeye değer ve bir gözlem olarak veriyorum: çalışma fiilinin nesnesi "rızık" ya da "mal" değil, fadl — lütuf. Yani kazanç, aranan bir şey olarak insana; kaynağı bakımından verilene bağlanıyor. Cümle iki tarafı da tek terkipte tutuyor: arama insanın, aranılan O'nun. Câsiye 45/12'de aynı ayrım (teshîr bahsinde) tablolanmıştı; oraya dayanıyorum.
Ve kapanış kaydedilmelidir: li-kavmin yesmeûn — işiten bir topluluk için. Uyku ve kazanç için işitme kapanışının gelmesi kaydedilmeye değer — dizideki dört kapanış içinde tek duyu adı budur.
Dizimde bir düzensizlik var ve kaydedilmelidir: öteki halkalarda min âyâtihîden sonra isim ya da en + fiil geliyor. Burada doğrudan muzâri fiil geliyor: yürîküm.
Dilciler bunu genellikle "takdirde bir en ya da mastar bulunduğu" ile açıklar. Bu izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Ama fiilin doğrudan gelmesi bir şey yapıyor ve bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: öteki halkalar bir durumu sayıyordu; bu halka bir gösterme fiiliyle geliyor — yürîküm, "size gösterir". Yani işaret burada bir nesne olarak değil, bir eylem olarak anılıyor.
Secde 32/16'da aynı ikili geçmişti: yed'ûne rabbehüm havfen ve tamaan — orada dua eden kişinin hâliydi. Burada ise şimşeğin bakanda uyandırdığı hâl.
Aynı ikili, iki ayrı yerde. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin aynı terkibi paylaşmasıdır: ikisinde de tek yönlü bir duygu yok. Şimşek hem zarar hem yağmur ihtimali taşır; ve ayet ikisini birden anıyor. Yani işaret, tek anlamlı okunacak biçimde verilmiyor.
بَرْق — kök ب-ر-ق: parlamak, çakmak. Berika basaruhû — gözü kamaştı, şaşkınlıktan donakaldı; ve Kıyâme 75/7'de (fe-izâ berika'l-basar) kökün bu dalı işlendi. Oraya dayanıyorum. Aynı kökten bürâk (parıltılı) ve ibrîk (parlak kap) gelir.
Kelimenin geçtiği bir sahne Bakara 2/19-20'de ayrıntılı işlenmişti: sağanağa tutulmuş adam, şimşek çaktığında birkaç adım atıp karanlık çökünce donakalıyordu (yekâdü'l-berku yahtafü ebsârahüm). Orada kaydedilen tespit şuydu: ilerleme kesintili ve dış şartlara bağımlı.
İki yer karşılaştırılabilir ve fark kaydedilmeye değer: Bakara'da şimşek bir benzetmenin içinde ve olumsuz bir portrenin parçasıdır; Rûm'da aynı olay doğrudan bir âyet olarak sayılıyor. Aynı görüntü, biri kusuru anlatmak için biri işaret olarak.
Fâtır (Melâike) 35/41'de aynı fikir imsâk (tutmak) fiiliyle anlatılmıştı: innallâhe yümsikü's-semâvâti ve'l-arda en tezûlâ — "yok olup gitmesinler diye tutuyor." Oraya dayanıyorum.
| Yer | Fiil | Kim yapıyor | Resim |
|---|---|---|---|
| Fâtır 35/41 | Yümsikü — tutar | Allah | Dışarıdan tutma |
| Rûm 30/25 | Tekūme … bi-emrih — durur | Gökler ve yer (buyrukla) | Kendi ayakta durma |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiilin öznesidir: Fâtır'da özne tutandır; Rûm'da özne duranlardır — ama bi-emrihî kaydıyla. İki ayet aynı olguyu iki ayrı taraftan anlatıyor: biri tutmayı, öteki durmayı. Fâtır (Melâike) 35/41'de kaydedilen tespit ikisi için de geçerlidir: süreklilik kendiliğinden değil, sürdürülüyor.
Yirminci ayette sümme izâ entüm beşerun tenteşirûn vardı — birdenbirelik bildiren izâ. Yirmi beşinci ayette aynı yapı geri geliyor: izâ entüm tahrucûn.
| Ayet | İfade | Neyin başlangıcı |
|---|---|---|
| 20 | Sümme izâ entüm beşerun tenteşirûn | Bu hayat — topraktan yayılma |
| 25 | Sümme izâ entüm tahrucûn | Sonraki — yerden çıkma |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu kalıp örtüşmesidir: dizi topraktan çıkışla açılıyor ve topraktan çıkışla kapanıyor. Aradaki dört halka (21-24) ise ikisinin arasında geçen hayattır. Yani ve min âyâtihî dizisi, bir insan ömrünün iki ucunu ve arasını kapsayacak biçimde çerçevelenmiş.
دَعْوَةً — mef'ûl-i mutlak (mastar pekiştirmesi): "bir çağrı ile çağırdığında". Arapçada bu kalıp fiili pekiştirir. Ve kelimenin seçimi kaydedilmeye değer: diriliş bir zorlamayla değil, çağrı ile anlatılıyor.