فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّآ أُخْفِىَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Vâkıa 56/61'de aynı hat işlendi: ve nünşieküm fî mâ lâ ta'lemûn — "sizi bilmediğiniz bir biçimde inşa ederiz". Orada kaydedilen şuydu: "Ayet burada bir tarif vermeyi reddediyor." Oraya dayanıyorum.
| Yer | İfade | Neyi bilmiyor |
|---|---|---|
| Vâkıa 56/61 | Ve nünşieküm fî mâ lâ ta'lemûn | Yeniden inşanın biçimi |
| Secde 32/17 | Fe-lâ ta'lemü nefsün mâ uhfiye lehüm | Saklanmış karşılık |
نَفْسٌ — nekre (belirsiz) ve olumsuzluk bağlamında. Arapçada olumsuzluk içinde gelen nekre umûm (genellik) bildirir: "hiçbir nefis". Yani istisna bırakılmıyor.
أُخْفِىَ — fiil meçhul: gizleyen söylenmiyor. Kök خ-ف-ي: gizlemek, örtmek. Ğâfir (Mü'min) 40/19'da (ve mâ tuhfi's-sudûr) aynı kök işlendi — orada gizlenen şey içeride tutulandı; burada gizlenen şey karşılıktır ve gizleyen taraf değişmiş.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin aynı kökü ters yönde kullanmasıdır: Gāfir'de insan gizler ve Allah bilir; Secde'de Allah gizler ve insan bilmez. Aynı fiil, iki yönde.
Kök ق-ر-ر: bir yerde durmak, yerleşmek, sabit kalmak. Karâr — yerleşilen yer; istikrâr — yerleşiklik. Ve dilciler kökün ikinci dalını da kaydeder: soğuk olmak (kurr — soğuk).
| İzah | Nasıl kuruluyor |
|---|---|
| 1 | Gözün durması — bakacak başka bir şey aramaz hâle gelmesi; arayışın bitmesi |
| 2 | Gözün serinlemesi — Arap dilinde sevinç yaşının serin, üzüntü yaşının sıcak sayılması |
Türkçede karşılığı "göz aydınlığı"dır; ama Arapçadaki resim aydınlık değil, durma ya da serinliktir. Bu farkı kaydediyorum.
Ve a'yün nekre çoğuldur — "gözler", belirsiz. Deyimin kendisi de bir belirsizlik taşıyor: neyin göz aydınlığı olduğu söylenmiyor. Cümle zaten bunu söylüyordu: lâ ta'lemü nefsün.
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ — "yaptıklarına karşılık olarak". Fiil kânû ya'melûn — süreklilik bildiren geçmiş. Yani karşılık, tek bir işe değil, sürmüş bir yapmaya bağlanıyor.