فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَٱنتَظِرْ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ
فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ — kök ع-ر-ض: en, genişlik; ve buradan i'râd — yan dönmek, yüzün genişliğini çevirmek. Kök Fussilet 41/4'te (fe-a'rada ekseruhüm) ve 41/51'de (nee bi-cânibih) işlendi. Tekrarlamıyorum.
Ve kaydedilmeye değer bir tersine dönüş var: Fussilet'te i'râd karşı tarafın fiiliydi. Burada aynı fiil, muhataba emrediliyor. Aynı kök, iki yönde: biri metinden yüz çevirme, öteki yüz çevirenden yüz çevirme.
STYLE gereği bir kayıt: buradan bir küslük ya da toptan terk hükmü çıkarmıyorum. Cümlenin siyakı bellidir: yirmi sekizinci ayette bir tarih sorulmuş, yirmi dokuzuncu ayette cevap verilmişti. İ'râd, tartışmanın sürdürülmemesidir.
Duhân 44/59'da sûrenin kapanışı aynı yapıyla kurulmuştu ve orada bu ayet zaten anılmıştı. Oraya dayanıyorum ve karşılaştırmayı buraya, kendi yerine taşıyorum:
| Sûre | Kapanış | Kök |
|---|---|---|
| Duhân 44/59 | Fe'rtekib innehüm mürtekıbûn | ر-ق-ب |
| Secde 32/30 | Fe-a'rid anhüm ve'ntazır innehüm müntezırûn | ن-ظ-ر |
İki kökün farkı Duhân'de tablolanmıştı ve özeti şuydu:
| Kök | Çekirdek | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| ن-ظ-ر | Bakmak | Bakış; ve IV. bâbda mühlet vermek |
| ر-ق-ب | Gözetlemek | Bir şeyi kaçırmamak için izlemek; rakabe — boyun |
Bir. Secde'nin kapanışında fazladan bir emir var: fe-a'rid anhüm. Duhân doğrudan beklemeye geçiyor; Secde önce bir kesme, sonra bir bekleme emrediyor. İki fiil bir sıra kuruyor: önce tartışmadan çekilme, sonra bekleme.
İki. Kök seçimi, sûrenin kendi kelimeleriyle uyumludur. Yirmi dokuzuncu ayette ve lâ hüm yunzarûn geçmişti — aynı kök, "mühlet verilmez" anlamında.
| Ayet | Kelime | Kalıp | Anlam |
|---|---|---|---|
| 29 | Yunzarûn | IV. bâb, meçhul | Mühlet verilmez |
| 30 | İntazır | VIII. bâb, emir | Bekle |
| 30 | Müntezırûn | VIII. bâb, ism-i fâil | Bekleyenler |
Aynı kök, iki ayette üç kez. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu üçlü tekrardır: yirmi dokuzuncu ayette mühlet olmadığı söyleniyor; otuzuncu ayette beklemek emrediliyor. Yani sûre, sonu olmayan bir bekleyişi değil, sonu bildirilmiş bir bekleyişi emrediyor. Bekleyişin süresi belli değil; bittiğinde ne olacağı belli.
Ve Duhân'de kaydedilen tespit burada da işliyor: cümle "sen bekle, onlar helâk olacak" demiyor. İki tarafı da aynı fiilde birleştiriyor — müntezırûn, aynı bâbdan ism-i fâil çoğulu. Fark, fiilde değil, fiilin sonunda ortaya çıkacak.