أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ ثَمَرَٰتٍ مُّخْتَلِفًا أَلْوَٰنُهَا وَمِنَ ٱلْجِبَالِ جُدَدٌۢ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ · وَمِنَ ٱلنَّاسِ وَٱلدَّوَآبِّ وَٱلْأَنْعَٰمِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَٰنُهُۥ كَذَٰلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى ٱللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ ٱلْعُلَمَٰٓؤُا۟
"Allah'ın gökten su indirdiğini ve onunla renkleri farklı meyveler çıkardığını görmedin mi? Dağlarda da beyaz, kırmızı, renkleri farklı yollar ve simsiyah damarlar vardır. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri farklı olanlar vardır. Allah'tan, kulları içinde ancak bilenler korkar."
| Alan | İfade |
|---|---|
| Bitki | Semerâtin muhtelifen elvânühâ |
| Taş | Cüdedün bîdun ve humrun muhtelifün elvânühâ |
| Canlı | Ve mine'n-nâsi ve'd-devâbbi ve'l-en'âmi muhtelifün elvânühû |
جُدَد — cüddenin çoğulu: dağda görülen farklı renkteki damar, çizgi, yol. Dilciler kelimeyi "yol" anlamıyla da kaydeder.
غَرَابِيبُ سُود — ğırbîb, kuzguni siyah demektir; kelime kuzgun (ğurâb) ile ilişkilendirilir. Ve dizim tersine kurulmuş: normalde sûdün ğarâbîb denmesi beklenirdi. Dilciler bu takdimin pekiştirme için olduğunu kaydeder.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin sırasıdır: cümle soyut bir övgü olarak değil, bir gözlem listesinin sonucu olarak konuyor. Renkleri, damarları, türleri fark eden kişi ile haşyet arasında bir bağ kuruluyor.
خَشْيَة — kök خ-ش-ي: bilgiye dayalı korku, saygıyla karışık ürperti. Dilciler haşyet ile havf arasındaki farkı kaydeder: havf genel korku, haşyet ise bilinen bir büyüklüğün karşısında duyulan korkudur.
Yani cümledeki ulemâ ile haşyet arasındaki bağ, kelimenin kendi tarifinde zaten vardır. Bu bir dil gözlemidir.
Ve cümlenin i'râbı üzerinde dilciler durur: innemâ yahşallâhe … el-ulemâü — fâil el-ulemâ, mef'ûl Allâhe. Yani "âlimler Allah'tan korkar." Bazı dilciler tersini de tartışmıştır; ancak yaygın okuma budur ve kelimelerin harekesi bunu gösterir.
STYLE gereği bir kayıt: buradaki ulemâ, belirli bir meslek grubu olarak anlaşılamaz. Ayetin bağlamı, iki ayet boyunca sayılan tabiat gözlemleridir — ve bilme fiili orada geçiyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; kelimenin kapsamını daraltan bir hüküm kurmuyorum.