وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ · قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِىٓ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
Ve lekad fetennâ Süleymâne ve elkaynâ alâ kürsiyyihî ceseden sümme enâb · Kāle rabbi'ğfir lî ve heb lî mülken lâ yenbeğî li-ehadin min ba'dî, inneke ente'l-Vehhâb
"Andolsun, Süleymân'ı da sınadık ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık; sonra o döndü. Dedi ki: 'Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra kimseye yaraşmayacak bir mülk ver. Şüphesiz sen, çok verensin.'"
ف-ت-ن kökü yirmi dördüncü ayette Dâvûd için kullanılmıştı ve orada işlendi: altını ateşe sokup saf olanı ayırmak.
| Ayet | İfade | Kim biliyor |
|---|---|---|
| 24 | ve zanne Dâvûdü ennemâ fetennâhü | Dâvûd anladı — sınama içeriden fark ediliyor |
| 34 | ve lekad fetennâ Süleymân | Metin bildiriyor — sınama dışarıdan haber veriliyor |
Bu, doğrulanabilir bir dizim farkıdır ve kendi okumam olarak kaydediyorum: Dâvûd kıssasında sınamayı fark eden Dâvûd'dur; Süleymân kıssasında sınamayı okura bildiren metnin kendisidir. İki anlatım, aynı olayı iki ayrı yerden veriyor.
- ortak bir dayanağı yoktur;
- büyük kısmı rivayete dayanır ve rivayetlerin sıhhati tartışmalıdır;
- bir kısmı, kaynağı İsrâiliyat kabul edilen anlatılara gider.
Bu tefsirde o izahların ayrıntısına girilmiyor ve aralarında bir tercih yapılmıyor. Kāf 50/1'de "Kāf dağı" izahı için düşülen kayıt burada da geçerlidir: aktarmak ile benimsemek ayrı şeylerdir, ve dayanağı olmayan bir izah aktarılırken bile ayrıntılandırılmaz.
كُرْسِىّ — kök ك-ر-س: bir şeyi üst üste yığıp sağlamlaştırmak; ve buradan taht, oturulan yer. Kelimenin kökünde bir sabitlik ve üst üste yığılmışlık vardır.
جَسَد — kök ج-س-د: cisim, gövde. Ve kelimenin ayırıcı yanı dilcilerce kaydedilir: ceset, ruhu olmayan gövdedir. Canlı beden için cism ya da bedeni kullanılır; ceset, cansız ya da hareketsiz olanı bildirir. Kur'an bu kelimeyi buzağı heykeli için de kullanır (A'râf 7/148; Tâhâ 20/88 — iclen ceseden lehû huvâr).
أَلْقَيْنَا — kök ل-ق-ي. Kāf'de bu kökün Kāf sûresindeki dört ayrı işi tablolanmıştı. IV. bâb: atmak, bırakmak.
ثُمَّ أَنَابَ — sümme burada sıra ve aralık bildirir: "sonra". Ve fiil, yirmi dördüncü ayette Dâvûd için kullanılan fiilin aynısıdır: enâb.
| Dâvûd (24-25) | Süleymân (34-35) | |
|---|---|---|
| Fiil | fe'stağfera rabbeh — bağışlanma diledi | rabbi'ğfir lî — duanın lafzı veriliyor |
| Cevap | fe-ğafernâ lehû zâlik (25) | (Ayette ayrıca bildirilmiyor; 36-40 verilenleri sayıyor) |
Aynı kök (غ-ف-ر) iki kıssada da düğüm noktasındadır. Ve kök sûrede bir kez daha, altmış altıncı ayette bir isim olarak gelecek: el-Azîzü'l-Ğaffâr.
لَا يَنۢبَغِى — kök ب-غ-ي. Ve bu, sûrenin yirmi ikinci ve yirmi dördüncü ayetlerinde geçen kökün aynısıdır (beğâ, le-yebğî — haksızlık etmek).
VII. bâb (infiâl): inbeğâ — uygun düşmek, yaraşmak, elverişli olmak. Ve olumsuzuyla: lâ yenbeğî — yaraşmaz, uygun düşmez.
| Kalıp | Kelime | Anlam |
|---|---|---|
| I. bâb | beğâ | İstemek → haddi aşarak istemek |
| VII. bâb | inbeğâ | Uygun düşmek — istenmesi yerinde olmak |
Yani aynı kök, birinde "yersiz istemek", ötekinde "yerinde olmak" bildiriyor. Ortak nokta bir uygunluk ölçüsüdür: beğy, ölçünün dışına çıkarak istemektir; inbiğâ, ölçünün içinde olmaktır.
| Ayet | Lafız | Kim |
|---|---|---|
| 22 | beğâ ba'dunâ alâ ba'd | Davacılar |
| 24 | le-yebğî ba'duhüm alâ ba'd | Ortaklar (genel hüküm) |
| 35 | lâ yenbeğî li-ehadin min ba'dî | Süleymân'ın duası |
| Görüş | lâ yenbeğî li-ehadin min ba'dî ne demek |
|---|---|
| Benden sonra kimseye verilmesin | Bir tekel talebi olarak anlaşılır; bir kısım müfessir bunu peygamberliğin işareti olarak, bir mucize talebi biçiminde açıklar |
| Benden sonra kimseye yaraşmayacak türden | Talep edilen şey, bir başkasının elinde uygun düşmeyecek nitelikte bir mülktür — yani niteliğine dair bir kayıt, kimseye verilmemesi dileği değil |
| Kimsenin ele geçiremeyeceği | Sonradan hiç kimsenin gasp edip devralamayacağı, sağlamlığı garanti bir mülk |
Ama bir gözlem kaydedilebilir ve lafza dayanır: duanın ilk isteği bağışlanmadır ve son cümlesi inneke ente'l-Vehhâbtır. Yani istek, iki taraftan da bir kayıtla çevrilmiş: önünde bir af dileği, arkasında verenin adı.
Ve bu kayıt, sûrenin dokuzuncu ayetiyle birleşiyor: orada karşı tarafa "rahmet hazineleri sizin yanınızda mı?" diye sorulmuştu. Burada bir peygamber, hazinenin yanında olmadığını bilerek istiyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin aynı ismi kullanmasıdır: dokuzuncu ayetteki soru bir yetki sorusuydu. Otuz beşinci ayetteki dua, o soruya bir peygamberin verdiği cevaptır: yetki bende değil, sendedir — bu yüzden istiyorum.