أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُۥ وَيُخَوِّفُونَكَ بِٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦ … قُلْ يَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَٰمِلٌ
"Allah kuluna yetmez mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar… De ki: 'Ey kavmim! Siz kendi yerinizde çalışın, ben de çalışıyorum.'"
أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ — soru biçiminde bir yeterlik bildirimi. ك-ف-ي kökü: yetmek, karşılamak.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet, karşı tarafın kullandığı aracı adlandırıyor — delil değil, korku. Ve sûrenin dördüncü bloğu boyunca bu araç birkaç kez anılacak.
ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَٰمِلٌ — on beşinci ayette geçen ayrışma cümlesinin ikinci kez tekrarı (fa'büdû mâ şi'tüm min dûnih). Ve Fussilet 41/5'te karşı tarafın ağzından geçen fa'mel innenâ âmilûn cümlesiyle aynı kalıptadır.
| Yer | Kim söylüyor |
|---|---|
| Fussilet 41/5 | Karşı taraf — tartışmayı kapatmak için |
| Zümer 39/15, 39/39 | Bu taraf — sonucu bildirerek |
İki sûre aynı cümleyi iki ağıza koyuyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır ve kendi okumam olarak şunu ekliyorum: cümle her iki ağızda da ayrışmayı bildiriyor; farkı yapan, arkasına eklenen sonuç bildirimidir.